Nalan Miri Sözer kimdir?

 

Dünyanın en şahane yerlerinden Ege’de; 1975 yılında İzmir’de doğdum. Çocukluğum Ege’nin bereketli topraklarında, deniz, iyot, taze otlar, balık ve anason kokusunu içime çekerek geçti. Girit göçmeni bir ailede yetiştim. Rumca evimizde konuşulan ana dildi. Rumca şarkılar, beyitler, fıkralar sayesinde hayatın pozitif ve eğlenceli yanına hep daha yatkın oldum. Kalabalık sofralar, komşular, sülaleyi tamamlayan ailelerden iç içe geçmiş yaşam şekli sayesinde ‘bir köy bir çocuk büyütür’ sözünün anlamını idrak ederek yetiştim. Şükürler olsun ki, iki oğlumu da aynı felsefeyle büyütüyorum.

 

Ege’nin denizinin, sahilinin, doğasının sunduğu güzelliklerin tadını çıkararak mutlu geçirdiğim yılların değeri paha biçilmez. Doğa ve deniz aşkım hep çocukluğumdan mütevellit. Dergicilik hayallerim de o yıllardan. Okuma yazmayı öğrendiğimden beri gazetecilik yapmak istediğimi hatırlıyorum. Dönemin iyi dergicileri Duygu Asena ve Hulusi Tunca ile yazışarak dergicilik dünyasına yaklaştığımı hissediyor, çok heyecanlanıyordum.

 

Ve hayallerim 1990’ların sonunda gerçek oldu. Şahane kadın Gülse Birsel ve duayen Ercan Arıklı bana dergicilik dünyasının kapılarını araladı. Çalışma hayatım hep yoğun ve hareketli geçti. Çoğu zaman zorlu ve yorucu. Yazmak ise her zaman sığındığım liman oldu.


İzmir Özel Türk Koleji’ni, ardından Marmara Üniversitesi Gazetecilik Bölümü'nü bitirdikten sonra basın ve halkla ilişkiler sektöründe birçok medya kuruluşu ve firmada görev aldım. London School of Public Relations, Halkla İlişkiler Sertifika Programı’nı tamamladım. Or - Ba, La'tölye gibi butik halkla ilişkiler şirketlerinin yanı sıra Türk Petrol Holding'te Universal Hayat Sigorta ve Universal Sigorta şirketlerinin Reklam ve Halkla İlişkiler departmanını yönettim. Sırasıyla Sabah Gazetesi, Aktüel, Vizyon Dekorasyon, Max, Hülya Magazin dergilerinde muhabirlikten editörlüğe birçok görevde çalıştım. Dergicilik yaptığım dönemde İstanbul TV'de aktüel bir programın metin yazarlığını ve sunuculuğunu üstlendim. En son Hürriyet Grubu bünyesinde Doğan Burda'ya bağlı Elele Dergisi'nde altı yıl Yazı İşleri Müdürlüğü yaptım. 2007 yılında Cincinnati ve New York'ta yaşadım. 2008 yılında HİP ATÖLYE  Marka ve İletişim Danışmanlığı'nı hayata geçirdim. 

 

Ailemde Rumca, gittiğim mekteplerde İngilizce, hayatın içinde Fransızca dilleriyle tanıştım. Her dilin insanı yeni bir serüvene sürüklemesini, zihin açmasını ve farkındalık yaratmasını seviyor, heyecan verici buluyorum.

 

İkiz oğullarım Dylan Deha ve Ryan Yekta’yla vakit geçirmenin, ailemle dostlarımla bir arada olmanın, kitap okumanın, tiyatroya gitmenin, film izlemenin, müziği terapi gibi algılamanın, görsel sanatlarla ilgilenmenin, mutfakta yeni lezzetler yaratmanın, yeni yerler keşfetmenin, yazılar yazmanın yaşamımı anlamlı kıldığını düşünüyorum. 2011 yılından beri kışları İsviçre'de ve İstanbul'da, yazları Alaçatı'da yaşamaya devam ediyorum. 23 yıllık iş tecrübesiyle 2008 yılında kurduğum HİP Atölye İletişim Ajansı'nı yönetiyorum.

 

İlk kaleme aldığım BİR HAYAT MUTLULUK isimli kitap okuyucularla buluştu. İnsanların hayatına dokunmanın gurur ve mutluluğunu yaşıyorum. Halihazırda yeni kitap çalışmalarımı sürdürüyor ve güncel olarak çeşitli yayınlarda yazılar yazmaya devam ediyorum.

 

Beni şekillendiren Girit ve İzmir kültürünü ileriki yaşamıma farklılık olarak yansıtmaktan hep büyük keyif aldım. Samimiyet, doğallık, özgün olma, aydınlık düşünme ve hayatın keyifli yanlarının peşinden gitme…


Çocukluğumda baharlar; doğaya açılma ve toprağın sunduğu binbir çeşit otları toplarken birbirinden rayihalı mis gibi kokan aromaları içime çekerek kokladığım, uçurtmalar uçururken karnımın içinde kelebeklerin uçuştuğu hep en coşkulu mevsim oldu. Hiçbir kitapta yazmayan Girit lezzetleri ve otlar hakkında annemden, anneannemden edindiğim gün ışığına çıkmamış bilgilere vakıf olmam da aynı mevsime denk gelir.

Yaz ayları, deniz, güneş ve kumsal demekti bizim için. Sabahın yedisi sekizi, balıkçı teknelerinin sesleriyle uyandığımız, yüzümüzü yıkamadan denize girerek uyanmaya çalıştığımız saatlerdi. Çok sıcak geçen yaz tatillerinde ele tutuşturulan kitapla zorla yatırılan öğle uykularını saymazsak her akşam rakı-balık ve otlarla bezenen sofralarda kahkahalara eşlik eden Girit hikayeleri ile belleğe işlenen yaz akşamları unutulmazdı.

 

Pırlanta misali parıldayan yıldızlar altında denizin kıyıya vuran dalga seslerini dinlemek bize hep ne kadar şanslı olduğumuzu hissettirirdi. Hele de mehtap varsa en özgür olduğumuz anlardı.

 

Çıplak ayakla kumsalda koşmak da öyle… Gece ve gündüz hep özgür hep doğadaydık. Yemekten sonra balık kokan ellerin deniz kenarında yıkanarak balık ve iyot kokusunun nasıl aşk yaşadığına sadece bizim ailenin çocukları şahitti.

 

Yine çocukluğumuzda, sonbahar mevsimi kardeşlerimle çiftliğimizdeki üzüm bağlarındaki asmalar arasında oynadığımız saklambaç oyunları, bağ bozumu ritüellerinde eğlenerek kah at arabasının tepesinde kah atın üstünde coştuğumuz günlerdi. Mis kokulu şeftaliyi, üzümü, mandalinayı ağaçtan koparıp yemenin tadını yine bu günlerde öğrendik.


 

Kış hepimizin masa etrafında olduğu, babamın Türk sanat müziği şarkıları söylediği çekirdek aile sofralarımız demekti. Akşam üzeri, soğuğun bir türlü uğramak bilmediği İzmir sokaklarında yedi kule, yakar top oynayıp, ip atladığımız dönem ‘bir maniniz yoksa annemler size gelecek’ yıllarına rastlar.

 

Biz şanslı, çok şanslı bir jenerasyonduk. Değerlerimiz çocukluğumuzda yaşadıklarımız sayesinde oluştu; küçükleri sevmeyi, büyükleri saymayı ve iyi insan olmayı o yıllarda öğrendik. Ve şimdilerde bu dünyanın iyi insanların hatırına döndüğünü yine o yıllar sayesinde anlıyoruz.