Begüm Birgören Elele Ocak 2006

 

 

Bizim Julia Roberts

 

Begüm Birgören bir süre önce Sen Ne Dilersen filminde rol aldı. Yakında ise Kanal D’de yayınlanacak Kırık Kanatlar dizisinde izleyeceğiz onu. Masum yüzü ve oyunculuğuyla gelecek vaat eden 23 yaşındaki bu genç kadını Elele’de sizlerle tanıştıralım istedik.

 

Begüm’ü, geçtiğimiz sezon Kanal D’de yayınlanan Seher Vakti dizisindeki Melike karakterinden hatırlarsınız mutlaka. Herkes onu Julia Roberts’a olan benzerliğiyle konuşmuştu. Sonra uzun bir süre ortadan kayboldu. Biz onun bu dönemde neler yaptığını merak ederken, “Sen Ne Dilersen” filminde karşımıza çıktı. Doğrusu herkesten ve röportaj yapmaktan kaçan Begüm’ü çekim için ikna etmemiz hiç de kolay olmadı. Çünkü o kendisiyle ilgili konuşmaktan pek hoşlanmıyor. Ama biz oyunculuğuyla ve güzelliğiyle fark edilen Begüm’ün Elele’de olmamasını düşünemezdik. Neyse ki, sade yaşamının ve hayallerinin kapılarını zor da olsa bize açtı.

 

 Naif, ayakları yere basan ve biraz da muzip bu genç kadını biz çok sevdik. Yakın zamanda onun oyunculuğuyla çok konuşulacağından ve yeni projelere imza atacağından hiç şüphemiz yok.

 

Biz sizi ilk Seher Vakti dizisinde Melike olarak tanıdık. Ondan önce ne yapıyordunuz?

13 yaşından beri çocuk tiyatroları ve amatör tiyatrolarda oynadım. Ama bir şekilde hani hayat sürükler ya, öyle işte. Sonra da Bahçeşehir Üniversitesi’nde Görsel Sanatlar okurken buldum kendimi.

 

Tabii her oyuncunun lisede de bir tiyatro geçmişi vardır.

Lise boyunca devam etti zaten. Üniversiteye girdim. Ama üniversitede yine amatör tiyatrolarda çalıştım. Ondan sonra okuldayken bir iki sene ara verdim. Ardından bir anda da diziye başladım. Yani hiç düşünmediğim hiç istemediğim bir şekilde.

 

Nasıl oldu peki?

Okul için Med Yapım’da staj yapıyordum. Tatlı Hayat dizisinin kamera arkasında çalışıyordum. Okuldan diğer arkadaşlarım da üst katta staj yapıyordu. Onları ziyaret ederken, yönetmen Oğuzhan Tercan’la tanıştım. Bir gün onunla konuşurken oluverdi.

Konuşurken nasıl oldu yani?

Onlar birilerini seçiyorlardı. “Ne yapsak gençler haydi siz de fikir atın” derken bir anda böyle bir tanışmamız oldu. “E seni de alalım madem buraya hani güzel olursun” derken “E hadi olsun” dedim. Arapsaçı’nda küçük bir rolde oynadım. Ondan bir sene sonra tekrar Pilli Bebek dizisinde Mehmet Günsür’le esas kadını oynadım.

 

Bir anda başrolü kaptınız yani?

Öyle bir şey oldu ama çok kısa sürdü. Aynı zamanda iyi bir deneyim oldu. Ondan sonra küçük küçük rollerle devam ettim.

 

Sonra seni Seher Vakti için Med Yapım aracılığıyla mı buldular?

Yok yok, değil. Avşar Film’den Tomris Hanım’la Arap Saçı’nı yapmıştık. Orada küçük bir şey oynamıştım. Derken buraya terfi ettim açıkçası. Seher Vakti çok önemliydi benim için. Ama o da ne yazık ki sekiz bölüm sürdü. Çalıştığım insanlar, saygı duyduğum, sahnede ya da televizyonda izlerken çok etkilendiğim, çok içime dokunan, izler bırakan insanlar oldu. Seher Vakti en içime sinen bir işti.

 

Sonra da insanlar sizi tanıdı…

Açıkçası tanıdılar kısmını pek önemsemiyorum ben. Yani, tanıdılar. Ama tanımaları çok da umurumda değil galiba. Yani ben iş yaptım. Oradan birçok şey kazandım. Birçok şey öğrendim. İnsanlarla tanıştım. Benim yanıma kalan bunlar. Yoksa insanların tanıması aslında hiç tercih etmeyeceğim bir şey olurdu. Ama mecburen tanınıyorsun.

 

Özel bir oyunculuk eğitimi aldınız mı?

Yok almadım. Alaylı olarak başladım. Küçükken sahneye çıktığınız zaman bir şekilde orası sizi eğitiyor. Egzersizlerle ve çalıştığınız gruptaki insanlarla öğreniyorsunuz teknik unsurları. Okuduğum kitaplardan aldığım egzersizleri uyguluyorum kendi kendime. İzledikçe, gördükçe bir rolü çok farklı oyunculardan izliyorsunuz ve nasıl yorumlandığını görüyorsunuz. Acaba ben nasıl yapardım, diye düşünüyorsunuz.

 

Bu arada röportaj falan vermediniz hiç.

Seher Vakti döneminde bir kere verdim o da basına dağıldı hemen. Birçok yerde okuyordum, görüyordum. Ama galiba biraz dikkatli olmak gerekiyor. Ne kadar dikkatli olsam da röportajı yapan kişinin ağzından yazıldı birçok şey.

 

Niye ki, ben de sizin söylediğiniz her şeyi değiştirerek yazacağım…(gülüşmeler)

Sanmıyorum. Güven veriyorsunuz çünkü. Böyle kendini anlatmak bana çok tuhaf geliyor. Benim küçük, çok dar bir dünyam var.

 

Neden dünyanızı küçük olarak görüyorsunuz?

Yani biraz kaçıp saklanma hali var. Bir parça asosyalimdir. Bir parça değil aslında şu son zamanlarda böyle. Kendi özel yaşantımda da “ben böyleyim” ile başlayan cümlelerden nefret ederim.  

 

Oyuncu olduğunuz için insanlar sizi tanımak isteyecektir ama.

İnsanlara birtakım duyguları yaşatan insan “ben” olmadığım için belki de hayal kırıklığı yaratabilirim. Mesela ben çok hayranlıkla izlediğim insanların gerçek dünyalarını gördüğümde çok büyük hayal kırıklıklarına uğradım. Hiç tanımamış olmayı yeğlerdim. Gerçek hayatta onu görmek hani bütün büyüyü bozabilir.

 

“Sen Ne Dilersen” isimli filmde de oynadınız. Filmden bahseder misiniz?

Seher Vakti’ndeyken senaryo bana geldi. Ama benim senaryoyu okumaya vaktim yoktu. Kadroda Yıldız Kenter, Işık Yenersu, Fikret Kuşkan, Ahmet Mümtaz Saylan, Zeynep Eronat olduğunu söylediklerinde hemen kabul ettim.

 

Rolünüz neydi?

Işık Yenersu’nun gençliğini oynadım. Rum iki kardeşten biri evlendirilecekken, diğer kardeş o adamla kaçıyor. Ama sonra kadını çok zorlu bir hayat bekliyor. Kansere yakalanıyor. Kocası onu biriyle aldatıyor. Meğerse kız kardeşi ayarlamış o aldatma olayını falan. Ben kocasının aldatma kısmına kadar varım, çok küçük bir rolüm vardı ama hiç önemli değildi. Ben bu işte olmalıyım dedim ve oldum.

 

Gelelim, Kanal D’de yayınlanacak yeni dizinize.

Bu bir dönem dizisi. 1920’ler, Kurtuluş Savaşı…Yine Avşar Film yine Tomris Hanım. Özge Özberk, Mehmet Ali, Nuroğlu var. Şimdi Ayvalık’ta çekiyoruz.

 

Peki ailenizle mi yaşıyorsunuz?

 Ailemle yaşıyorum evet.

 

Ailenizden biraz bahseder misiniz?

Annem öğretmen. Babam ekonomist. Orta halli bir aileyiz. Neyini anlatabilirim bilmiyorum açıkçası.

 

Tek çocuk musunuz?

Kız kardeşim var. 11 yaş küçük benden. Cadı, çok seviyorum onu.

 

Ailenizle nasıldır ilişkileriniz?

Eve bağlıyımdır. Hep şu ana kadar öyle yaşadım. Gayet iyiyiz. Babam hep çalışıyordu. Ben hep çalışan bir anne babanın çocuğu oldum. O yüzden çok da paylaşım durumumuz söz konusu olmadı. Ama çok kopuk da değildik birbirimizden. Annemden önce bendeki değişiklikleri babam fark ederdi. Çok dikkatlidir. Çok iyi bir babadır. Annem ise en yakın arkadaşım, öyle söyleyebilirim. Huzurluyum çünkü onlar her zaman destek bana. Üniversitedeyken ayrı kaldım onlardan, ayrı evde yaşadım. Sonra tekrar onların yanına döndüm. O dönemde değiştim tabii. Onlar beni yine eskisi gibi görüyorlardı. Ailemin hep hata yapmayan kızıydım. Bir takım zorluklarla karşılaşınca bakıyorum ki kaçabileceğim, ya da destek alabileceğim, hani böyle ağlayabileceğim bir annem babam var.

 

Peki onun dışında nasıl bir genç kız olarak tanımlıyorsunuz kendinizi?

Kararlı değilimdir mesela. Elimde ikinci bir seçenek olduğunda zorlanırım. Kendi dünyamda, kendi içimde yaşamayı çok seviyorum. Evde olmayı, odamda olmayı çok seviyorum. Kendimi öyle çok büyük kalabalıklar içinde göremiyorum. Hiçbir zaman göremedim. Belki de yaptığım işte beni en tedirgin eden bu. Okul sıralarında bile ben hep arka sıralarda oturan bir çocuktum. Ben arkada olayım, hani kimse görmesin, bilmesin. Ben kendi içimde eğleneyim. Kimseye zararım olmasın, kimsenin de bana zararı omasın. Biraz kapalıyım. Onun dışında kendi ufak ufak zevklerim vardır.

 

Nedir onlar?

Bir şeyleri boyamayı, fotoğraf çekmeyi çok seviyorum. Belki de o yüzden çekilmekten çok hoşlanmıyorum, çekmeyi seviyorum. Bilgisayar başında vakit geçirmekten hoşlanıyorum bir de.

 

Hiç dışarıya çıkıp eğlenip gezip tozmaz mısınız?

Benim bir noktam var orayı aştıktan, kendimi çok rahat hissettikten sonra sohbet etmek bile çok eğlenceli olabilir. Bir odanın içinde tepinerek dans etmek de olabilir bu. Kendi kendime bağıra bağıra şarkı söylemek de. Ama puzzle yaparken de çok eğleniyorum mesela.

 

Hayattaki öncelikleriniz neler?

Yaşımı istediğim gibi yaşayabilmek galiba. Tercih ettiğim şekilde. Başka üçüncü kişiler ya da başka dış etkenler olmadan bir yere sapmadan devam edebilmek. Nitelikli işler yapmak istiyorum. Ama asla popüler olması gerekmiyor. Kendime yatırım yaparak yaşamaya gayret ediyorum. Çok okumak, çok izlemek. Seyahat etmek ki çok fazla bunu yapamıyorum…

 

Hedefleriniz ne?

Oyuncular zaten tiyatrodan çok yeterli paralar kazanıyor olsalardı şu an dizilerde bu kadar çok oyuncuyu göremezdik gibi geliyor. Jeep’ler yatlar katlar almak gibi bir isteğim yok. Gideyim yurt dışında eğitim alayım, gezeyim, seyahat edeyim. Bunları yapabilecek maddi gücü elde edeyim yeter.

 

Nerelere gitmek istiyorsunuz peki?

Fas’a, Casablanca’ya gitmek istiyorum. Önce orası. Avrupa’yı şöyle sırt çantasıyla dolaşmak istiyorum; üniversiteden beri hayalim.

 

Hayatınızda dönüm noktası dediğiniz bir şey var mı?

Belki ailemden ayrı yaşadığım üç senenin sonrası…Dönüm noktası gibi değil ama çok farklıydım artık. O kız gitmişti başka biri gelmişti yerine. Sadece kendi içimde belki olaylara bakış açım değişti. Şimdi bazen patlama noktalarına geliyorum. Mesela şimdi çok sıkıldığım zaman “haydi ben gidiyorum” diyebiliyorum. Bu benim için çok büyük bir gelişme. Başkasına çok anlamsız gelebilir ama ben ancak bu kadar anarşik olabiliyorum.

 

Kendinizde en sevdiğiniz şey?

Aslında bu kadar kapalı olmayı seviyorum galiba. Ben hayatı hüzünlü; daha melankolik yaşarım. Bazı insanlar vardır kapıdan girer enerjisi, neşesi, kahkahası yayılır. Ben daha hüzünlü, daha sakinimdir. Kapımı kapatır, ne yaşayacaksam kimse bilmeden yaşarım.

 

Kendinizde değiştirmek istediğiniz bir şey var mı?

Yani bu asosyallik durumumdan çok mutlu değilim açıkçası. Onun dışında bazen çok sakin kalıyor olmaktan mutsuz oluyorum. Kendimi çok eleştiriyorum ama sanırım bunu biraz fazla dozda yapıyorum. Zaman zaman eleştirilerimle kendimi yorup kendimi çok kötü modlara da sokuyorum ve bundan çok rahatsız oluyorum.

 

Filminiz var diziniz var, ne olmasını istiyorsunuz bundan sonra?

Bir süre daha burada istediğim işlerin içinde olmak istiyorum. Ondan sonra yurt dışına kaybolmak istiyorum birkaç sene.

 

Neden arka arkaya filmler, diziler yapmak varken kaçıp gideceksiniz?

Kaybolup sonra geri döndüğüm zaman kendim bir şeyler yaratmak istiyorum. Belki film çekmek; belki bunu gerçekleştirmeden ölebilirim de. Ama bu fikir beni çok motive ediyor.

 

Peki aşk sizin için ne ifade ediyor?

Çok önemli. Hep biri olmalı. Platonik olur, uzaktan olur ama devamlı içimde olan bir duygudur.

 

Şu anda aşık olduğunuz biri var mı?

Evet, çok sevdiğim biri var. Belki benim yaşadığıma insanlar aşk diyor ama bn çok çok seviyorum sadece. Aşk nedir bilmiyorum ama çok çok seviyorum.

 

Yine böyle daha melankolik misiniz onunla?

Çok eğleniyorum. Hayatta huzur, güven benim için çok önemli. Strateji yapmadan hayatı yaşıyor olmak…Kafanda hesaplar yapıp, artıları eksileri düşünüp ona göre biçimlendirmek benim çok becerebildiğim bir şey değil. O zaman yabancılaşıyorum.

 

Onda sizi çeken nedir?

Ya, galiba anlayış. Birlikte her şeyi paylaşabileceğim biri olması. Sevgiliden önce arkadaş olabilmek.

 

23 yaşında bir genç kız olarak sizi en çok neler rahatsız ediyor?

Anlayışsızlıktan, insanların birbirini dinlememesinden, herkesin kendi düşüncesini birbirine dikte ettirme çabasından, herkesin söylenme durumundan çok rahatsızım.

 

Yaşamın anlamı ne peki sizin için?

Geriye dönüp baktığımda, zamanın çok boşa geçmiş olmasını istemem. Ama hırslarım da yok. Kendimce yanlışları olmayan bir hayat. Öncelikle güzel bir aile kurmak isterim. Çok erken yaşta anne olmak istiyorum aslında. Yani şu yaşımda olmuş olsun isterdim. Verimli bir hayat. Verimlilik çok önemli galiba.

 

Her genç kız gibi alışveriş, moda ve dedikoduyla aranız nasıl?    

Çevremde çok erkek arkadaşım var. Kız kıza sohbetlerim çok nadirdir. Alışverişe tabii ki her kadın gibi meraklıyım. Ama öyle bakımlar falan bilmem.