Bergüzar Korel Elele Temmuz 2008

 

 

Tan’la hem iç içeyiz, hem özgür

 

Canlı yayınla sezona veda eden Binbir Gece dizisinin Şehrazat’ı Bergüzar Korel dur durak bilmeden çalışmaya devam ediyor. Güzelliği ve sadeliğiyle göz kamaştıran Korel, Tan Sağtürk’le ilişkisini ve şöhretle geçen son iki yılını Elele’yeyle paylaştı.

 

Nalan Miri Sözer

Fotoğraflar: Lara Sayılgan/Stüdyo Plus

 

Çekimden sonra fotoğraflarda sizi Türkan Şoray’ın gençlik hallerine çok benzettik. Sizce “4 Yapraklı Yonca” nın yeni versiyonu kimler?

Bence hiç kimse. Onların yerinin doldurulacağını düşünmüyorum.

 

Genç oyunculardan farkınızın ne olduğunu düşünüyorsunuz?

Bunu söylemek kendini bilmezlik gibi geliyor bana. Sevmediğim bir durum aslında.

 

Ama sivrilmiş bir isimsiniz ve tabii ki diğerlerinden farklısınız ki “Şehrazat” rolünde oynuyorsunuz…

Sadece kendim anlatabilirim… Büyülü şeye kendimi kaptırmamamdan geliyor herhalde. Çok disiplinliyim, sorumluluklarımın çok bilincindeyim. Acele etmiyorum. Herşeyin çok ağır ve yavaş ilerlemesini istiyorum. Oyunculuk, hayatım boyunca yaptığım bir meslek.

Bu arada isim olmak biraz da şansla ilgili. Gelen projelerle ilgili. Binbir Gece ve TMC ortaklığı çok önemli. Doğru insanlarla çalışıp doğru ilişkiler kurduğumu düşünüyorum. Doğru ilişki kurmak için çabalamıyorum.  Şu yönetmenin elinde şöyle bir senaryo varmış, nerelere gidiyor acaba, hangi davetlere katılıyor, diye takip etmiyorum. “Hıh! Çatlayın, patlayın, yılda 10 film çekiyorum” da demiyorum. Bunu yapmak için çalışmıyorum. Dolayısıyla ağır gidiyorum, bu anlamda şanslıyım.

 

“İyi ki şu özelliğim var” dediğiniz oluyor mu?;

Ben tek bir konuda mütevazi olamayacağım. İki sezondur ilk gününden, bugüne kadar olan süreçte, yani insanların beni tanıma sürecinde “iyi” durduğumu düşünüyorum. Bu hayata, negatifliklere, göz kamaştırıcı herşeye rağmen iyi durduğumu düşünüyorum. Arkadaşlarım hiç değişmedi, yeni insanlar hayatıma girmedi. Bu yaptığım bir seçim değildi, ama böyle yaşıyorum. Arkadaşlarımın “biz değişiriz ama sen değişmezsin” demesi bana yetiyor.

 

Hep böyle ağır, aklı başında mısınız? Nasıl bir genç kadınsınız?

Dizi başlayınca annemden ayrıldım. Yalnız yaşamaya başladım. Ama tabii bu haftanın 3 günü onda kalmamı engellemiyor.  Ben yine odama girip “Anne lütfen biraz dışarda durur musun? Yine odamın penceresinden erik ağacını seyredeceğim” falan diyorum. Arkadaşlarım benim için çok önemli. Onlarla buluştuğum zaman herşeyden uzaklaşıyorum. Konservatuar arkadaşlarım, bebeklik arkadaşlarım. Beraberken playstation oynuyoruz, gece çıkıp dışarıda da eğleniyoruz.

 

Peki oyunculuk aileniz tarafından sıkı şartlandırıldığınız bir serüven miydi?

Bilinçli olarak hiçbir şekilde hazırlamadılar. Ama hayata karşı çok güzel hazırladılar. Yaşanacak olan her şeyin farkında olduğum için avantajlıydım. Zaten şu anda yaşadığım zorlukların çok daha fazlasını konservatuardayken psikolojik olarak atlattığım için ben gardımı almış, zırhımı kuşanmıştım. Bir role hazırlanırken ne gibi zorluklardan geçeceğimin farkındaydım, başıma neler geleceğini, nasıl insanlarla karşılaşacağımı tahmin ediyorum içgüdüsel olarak.

 

Babanız size hep neyi öğütlerdi?

Anne ve babam, her zaman “Hayatında hiçbir zaman samimiyet ve laubaliliği karıştırma” derlerdi. Babam işe hep “Çok büyük zorluklarla karşılaşacaksın, küseceksin, sakın arkanı dönüp gitme” derdi.  “Sorunlara karşıdan bakma, içine gir, sen çöz, ağla” derdi.  O anlamda çok güveniyordu bana. Çok parladığım dönemi göremedi ama içi rahattı yani. Sözünü dinliyordum çünkü onun. Bu mesleğin içinde olduğumuz için ablamla beni sakınma durumları vardı. Hatta diğer arkadaşlarımın ailelerinden daha sıkılardı.

 

Onlardan size intikal eden en önemli değerler nedir?

“Sana güveniyoruz, karşı tarafa güvenmiyoruz” derlerdi. O dönemdeki özgürlük anlayışım için çok isyan ederdim. Çok savaşmışımdır onlarla. O zaman ne kadar isyan etsem de şimdi iyi ki de böyle yetiştirilmişim diyorum. Bu yüzden ben otokontrolü çok yüksek biri olarak büyüdüm, büyümeye de devam ediyorum. Şu an 26 yaşındayım ama küçük bir oğlan çocuğu da olabiliyorum, zaman zaman karşı tarafı inandıramayacak kadar otokontrolüm yüksek de olabiliyor.

 

Bu özelliklerinizin dışında ilgi alanlarınız nedir?

Çok bunaldığımda çiftliğe gidip ata biniyorum. Fotoğrafa çok zaman harcıyorum. Fotoğraf makinemi ilk elime aldığımda gördüğüm her şeyi çekiyordum. Ama sonra çocuk portreleri çekmeye başladım. Sonra sonra gelişti, portrelere dönüştü. Fotoğraf makinam elimde, çingene mahallesine de gidip çekiyordum, bir kafede oturup arkadaşım ağladığında da çekiyorum.

 

Peki Tan Sağtürk’le birlikte olmaya başladıktan sonra danssa merak sarmadınız mı hala?

Dansa başlamadım, hayır. Zaten ben hep şunu söylüyorum. Bizim işimiz bir anlamda da hobimiz. Bu çok lüks bir iş. Ben hobimden para kazanıyorum aslında. Ama çok ciddi yapıyorum işimi. Evet bu işin içinde dans da olmalı, ses eğitimi de olmalı. Bu yaz da tatil yapmayıp, çalışmak istiyorum. TEGEV’in çocuklarda okuma heyecanı oluşturabilmek amacıyla hazırladığı “Okuyorum Oynuyorum” adlı eğitim projesi kapsamında Eskişehir’de Vilayet Meydanı’nda “Sokak Tiyatrosu” gösterilerine katılıyorum. Sunuculuk çalışmalarım oluyor.

 

Peki Tan Sağtürk’le ilişkiniz başladığında hayatınızda neler değişti?

Çok klasik gelecek ama… Hakikaten erkek arkadaşımla ilgili konulara girmek istemiyorum.

 

Sonuçta özel ilişkiniz de hayatınızın bir parçası… Sizin hayatınıza dair duygusal olan herşeyi kadınlar merak ediyor ama…

Şöyle bir şey diyebilirim onunla ilgili olarak… O da sanatla uğraştığı için birbirimizi besleyebiliyoruz.

Bu anlamda verimli bir şeyler yaşıyoruz. Tan da çok yoğun çalışıyor aslında. Birbirinize zaman ayırabiliyor musunuz  dersen, hayır! Özel hayat anlamında birbirimize çok zaman ayıramıyoruz.

 

Kameralar sizi işinizin dışında, ilişkiniz nedeniyle de takipte. “İki ünlünün birlikteliği” nasıl gidiyor?

Bu yaşadığım ilişki, farklı ilgi alanlarına sahip iki kişinin ortak noktada birleşip bir arada iyi vakit geçirebileceğini öğretti bana. Çok fazla zaman geçiremiyoruz birlikte ama geçirdiğimiz zamanı da dolu dolu geçiriyoruz. Benim kendi özel hayatım devam ediyor yine. O anlamda özgür bir ilişki yaşıyoruz. Merkez noktalarımızda farklı şeyler var. Bizim ilişkimiz, bunları besliyor.

 

Birlikte olduğunuzda nasıl vakit geçiriyorsunuz?

Tan da, oyunculuk yaptığı için onun en çok dinlediği insanlardan biriyim. Onun beni uyardığı alanlar da olabilir. Fotoğraf ikimizin ortak zevki. O daha soyut çalışır, ben daha somut çalışırım. Bir koreografisi olduğunda ilk bana izlettirir.

İkimizin de birbirimize ait özel hayatları var. İkimiz de bunun içine girmeyiz. Onun da iş hayatı ve arkadaşları var. Benim de öyle. Sınırlarımızı biliyoruz. Hem griftiz aynı zamanda çok da özgürüz ilişkide. Bu anlamda sözümüz var birbirimize.

 

Bu ilişkide, size kendimizi iyi hissettiren şey nedir?

Onun varlığı…

 

Peki bu ilişkinin sizin için önemi ve farkı ne?

Bu ilişkide çok zor dönemler atlattık  birlikte. Dolayısıyla “birlikte olmayı, bir insanın elini tutmayı, bir insanın bana ihtiyaç duymasının nasıl bir şey olduğunu” öğrendim.  Onun dışında çok daha olgun bir yaşıma denk gelen bir ilişki. Önceden bir ilişki benim için, her dakika birlikte olmak, her boş zamanı birlikte değerlendirmek iken, şimdi özgürlüklerimi de paylaşıyorum. Böyle bir farkı var benim hayatımda. İş, kültürel, entelektüel anlamda beni çok besliyor bu ilişki. Birlikte bir şeyler yarattığımız zaman çok mutlu oluyoruz. Bizim sorunumuz, “Zamanımız yok, bir şey  yaratamıyoruz” oluyor genelde.

 

Birliktelik haberiniz ilk duyulduğunda, tarzlarınızın farklılığı nedeniyle –o daha bohem ve siz bir küçük hanımefendi- şaşırmıştı herkes…

Dışarıdan öyle görünüyor, bohem biri değil aslında. Herhalde zıtlıkla bir arada tutuyor. Evet zıtız, çok zıt!

 

Ayaklarınızın yerden kesildiği,  sürprizli bir anınızı hatırlamanızı istesem?

İyi mi kötümü bilmiyorum ama çok sürprizli bir iilişki yaşamıyoruz. Birbirimizin hayatına girmemiz zaten büyük bir sürprizdi. Hakikaten çok sürpriz bir anda başladı. Bir anda oldu. İlk günden itibaren hiçbir şeyi saklamadık. İnsanlar için de bizim için de sürpriz oldu.

 

Nasıl tanıştınız?

Bahsedildiği gibi ben ondan dans dersi alırken falan olmadı (gülüyor.) Çok tesadüfi bir şekilde tanıştık .

 

Meraktan çatlatacaksınız ama…

Tesadüfi tanıştık işte. Öyle…

 

Peki mesleğinizdeki hedefiniz ne?

Benim derdim kalıcı olmak. Eldeki malzemeyi ne kadar çok tüketirseniz, o kadar geçici olursunuz. Zaten bizim mesleğimizin garantisi yok.

 

Bunun bilincinde olan genç bir oyuncu olarak, eğer bir gün iş yapamazsanız, alternatif planınız nedir?

Fotoğraf çekerim. Eğer mesele para kazanmaksa böyle bir lüksüm var benim. Hiç önemli değil, her işi yaparım. Çünkü babamdan öyle gördüm. 70’li yıllarda seks furyası başladığında benim babam ticaret yaptı ve bizi okuttu. Dolayısıyla benim hiç öyle bir kaygım yok. Ama “Yaptığım iş ya istediğim gibi olmazsa” diye bir kaygım var. Eğer dizi ve film projesi olmasaydı ben evde oturuyor olacaktım.

 

Sizi bundan sonra nerede izleyeceğiz?

Yeni bir sinema filminde ve müzikalde oynamayı çok istiyorum. Ama şu an belli olan bir proje yok.

 

Hiçbir Şey için acele etmiyorum

Açıkçası basının ve insanların üzerime geldiği geldiği dönemde kendimi hayvanat bahçesindeki herhangi bir canlı gibi hissediyordum bir ara. Gece bir yerden çıkıyorum, etrafımda tanımadığım bir sürü magazin muhabiri görüntü almaya çalışıyor, sorular soruyo… Diğer taraftan yolda beni gören herkes, cep telefonuyla fotoğrafımı çekmeye çalışıyor. Ben o sırada hiç rahat olamıyorum. İnsanların bunu gizli gizli muhabirliğe çevirmelerini anlayamıyorum. Halbuki benden izin alsalar, zaten bua izin vereceğim. Ben bir ödül aldım (Altın Kelebek). O dönem benim için çok zor geçti. Ödül aldığımın ertesi günü ünlü bir köşe yazarı “Bu ödülü almaya hiç utanmadın mı, babanın kemikleri sızlıyordur” tarzında yazılar yazdı. Ben zaten o ödülün gündemdeki bir işte olduğumdan dolayı, beni motive etmesi için verildiğini düşünüyorum. O ödül yılın en iyi kadın oyuncusu olduğum için değil, benim önümü açmak için verildi. Bu yazıyı okuyup, ertesi gün sete gittiğimde ağlamaktan bana makyaj yapılamadı. Sadece “Neden bana bunu yapıyorlar?” sorusu çıktı ağzımdan. Ama hep sessiz kalıp beni anlamalarını bekledim. Sabırlı oldum her zaman. Hala da öyleyim. Hiçbir şey için acele etmiyorum