Çağan Irmak Elele Kasım 2005

res1 res1 res1

Sinema Yönetmeni olduğumu anlayacaklar

Nalan Miri Sözer
Fotoğraflar: Ceren Semerci

Çağan Irmak, son filmi “Babam ve Oğlum”da kulvar değiştirdiğini ve kendine daha çok güvendiğini söylüyor. Ertelediklerimi çekiyorum, diyen genç yönetmenin özel hayatında ise aşka hiç zamanı yok. Popüler olmaktan uzak duran Irmak, onu dizi yönetmeni olarak tanıyanlara “bekleyin!” diyor.

O dram ve mizahın gelgitleriyle aile, dostluk ve aşk kavramlarıyla insanları şaşırtmayı seviyor. Yaşama bakışındaki detaycılığı ve kendisine bile çaktırmadan kullandığı mizah duygusu filmlerinin tadı tuzu belki de. “Babam ve Oğlum”da hayattan cımbızlanmış anları, yine bir kılavuz gibi koyuyor önümüze. Unutulmaya yüz tutmuş değerleri beyaz perdeye aktarmakta usta yönetmenle işi ve özel hayatıyla ilgili samimi bir sohbet gerçekleştirdik.

Önemi ne sizin için bu filmin?
Öncelikle Çağan Irmak’ın hayat hikayesi olmadığını söylemek istiyorum.  Ama karakterler çocukluğumda var olan karakterler. Bir ailenin özelinde bu ülkenin hikayesi. Ege insanı çok renkli olduğu için çok uç noktalarda yaşıyor her şeyi. Reaksiyoneller. Toprak çok vermiş; hayatı da bitki örtüsü gibi yaşıyor. Filmde de bu şenlik havası var zaten. Babam ve Oğlum’da bir parça daha kendime güveniyor, yazdıklarımla seyirciyi zorlayabiliyorum. O yüzden kulvar değiştirdiğim bir film oldu. Bir de Şükrü Avşar’ın şuradan bir skandal patlak verdirebilir miyiz diye düşünmeyip, “iyi bir film olsun yeter” tavri. Filmde 15 saniye görünen bir Kurtuluş Savaşı sahnesi için bütün dağı taşı askerle doldurmuş. Sete bir geldim, Hollywood seti gibiydi.

Hikayeleriniz nasıl ortaya çıkıyor? Yaşadıklarınızı not mu alıyorsunuz, yoksa bir anda ilham mı geliyor?
Aslında bir yıl ya da 6 ay düşünüyorum am bir kelime bile not almıyorum. Sonra oturup bir defada yazıyorum. Sahne, karakterler beraber geliyor. Mesela bu film bir yıl düşünülmüş ama bir haftada yazılmış bir film. Benim çalışma sistemim bu.

Şerif Sezer, Fikret Kuşkan gibi hep aynı oyuncularla çalışıyorsunuz. Bunun sebebi ne?
Muhabbet ettiğim insanlarla tekrar buluşmak gibi geliyor bana. Diğer oyuncuların da zamanı gelecek ama. Artık Zuhal Olcay’la çalışmak istiyorum.  Fatma Girik, Türkan Şoray, Filiz Akın ve Hülya Koçyiğit ile bir film yapmayı istedim bir ara. Fakat şartları oluşturamadık. Kendi aramızda konuştuk ama Filiz hanım o sıralar kanser tedavisi görüyordu ve morali çok bozuktu. Ama şimdi olabilir gibi geliyor bana.

Yazdığınız senaryolarda aşk, aile ve dostluk kavramlarını mutlaka işliyorsunz. Bunlar nasıl anlam buluyor sizin hayatınızda?
Aile kavramı tam anlamıyla yerini buluyor. Ama dostluklar ve aşklar konusuna çok fazla zaman ayıramıyorum. Bulamadığı için de işte o duygumu senaryoya aktarıyorum. İşim gereği neredeyse 24 saati dolu bir insanım. Hayatıma başka insanlar giremiyor. Biraz da yalnızlık beni üretken kılıyor sanırım. Yeter ki ben üretebileyim. Hiç de eksikliğini hissetmiyorum öyle bir şeyin. Belki çok sonraları… Sanırım ertelediklerimin filmini yapıyorum.

Peki bir aksiyon filmi gelmeyecek mi sizden?
Türkiye’de ne kadar olabilirse o kadar çekebilirim. Ama bir korku filmi yapacağım. Enteresan bir korku filmi olacak. Amerikan tarzı değil. Tam tersi köyde geçiyor.

Mutlu bir insan mısınız?
Kendi hayatımda çok mutluyum. Sanatçının kafası karışıktır, zaman zaman mutsuz olur, doğru! Çoğunlukla öyle. Ama ben çok mutlu bir insanım. Bu bana empoze edildiği için başkaları da mutlu olsun istiyorum.

Hırslı mısınız peki?
Ödül alayım, şu kadar para kazanayım gibi hedeflerim yok.  Ama bazı çevrelerin hala beni yanlış tanıdığını düşünüyorum. Özellikle sinema çevresinin. Popüler bir televizyon yönetmeni olarak görüyorlar. Zamanla, yavaş yavaş görecekler gerçek anlamda bir sinema yönetmeni olduğumu. Hırslı ve iddialı değilim ama söylediklerim iddialı. Benim yaptığım işlerde erken karar vermemek gerekiyor.

Vizyondaki diğer filmler içinde kendi filminizi nasıl değerlendiriyorsunuz?
İyi film yapmanın kıstasları çok değişti. Film kalitesinden önce skandallarıyla gündeme geliyor. Bu çok rahatsız edici. Feci halde o sinema duygusundan uzaklaşıyoruz. Ya sen ne anlatıyorsunuz, nasıl bir film yapıyorsun. Her şeyden önce bu önemli benim için. Senin o filme kaç para yatırdığın, hangi oyuncuları ikna ettiğin beni ilgilendirmiyor.

Yetenekli insanlar da yok mu?
Aslında çok yetenekli senaristler var ve yönetmenler var. Yanlış taktikler seçiyorlar.

Türkiye’deki yönetmenler arasında kendi farkınızı ne olarak görüyorsunuz?
İzleyicide uç noktalarda bir sevgisizlik ya da uç noktalarda bir sevgi yaratıyorum. Yolda insanlar beni durdurup sizi çok seviyoruz dediğinde hakikaten dünyalar benim oluyor. Ama bunu söyleyenler de çok iten bir yapınız var, biz önce korktuk diyorlar. Benimle ilgili verilen ilk karar her zaman yanlıştır. Bir de sadece işimle varoluyorum.

Çemberimde Gül Oya ile Beyaz İnci’de ödül aldınız, ama gitmediniz. Bu bir tepki miydi?
Babam ve Oğlum için İzmir’de mekan arıyordum. Ama burada olsaydım da gitmeyecektim. Ödüle inanmamaktan değil. O proje boyunca hiç ortada olmayı istemedim. Çünkü çok özel bir hikaye anlatıyordum. Orada aldığım ödülü alıp havaya kaldırsaydım, bunu ben yapmış olacaktım. Bu da bence terbiyesizlikti.  Çünkü o proje kendi kendini yarattı. O bir ülkenin hikayesiydi. Görünmek, orada olmak istemedim.