Çağan Irmak Hülya Mart 2004

 

 

“Babamdan Özür Filmi”


Yönetmenlik kimliğinin fotoğrafı Asmalı Konak dizisidir Çağan Irmak’ın. Genç yönetmen şu günlerde aşk, korku, gerilim, aksiyon, dram, kara mizah ve komediyi bir arada barındıran ikinci filmi “Mustafa Hakkında Her şey”in heyecanını yaşıyor. Genç yönetmen, bugüne kadar etrafında kırdıklarından bir nevi özür misyonu taşıyan filmini babasına adadığını söylüyor.

 

Nalan Miri Sözer
Fotoğraflar: Hatice Aslankaya

 

Hayal dünyasını insanlarla paylaştığı mesleğinde özünden verdikçe, daha çok keyif alıyor Çağan Irmak. Yağan yağmur ve altındaki topraktan beslenecek kadar Egeli ve doğaya ait. Ama o, toprağa bağlı yaşamak yerine her an bulunduğu yerden gitmeye hazırmış gibi yaşıyor. Kökenlerine Girit Adası’ndan bulaşan göçmen ruhudur belki de sebep, bilinmez… Bu yüzden de çantasını yanından hiç ayırmıyor! Konuşurken bile kafasında bir hikaye yazıyormuşçasına içine dönük; fakat aynı zamanda da insan renklerine açık. Sanki gördüğü her yüzden bir senaryo çıkaracakmışçasına içine giriyor sözlerin. Son derece sakin biri gözüküyor ama tutunduğu değerler çiğnendiğinde gözünün hiçbir şeyi görmeyeceğini anlıyor insan.  Kararlı ve güçlü görünüşünün de sebebi bu olsa gerek. Güven veren sıcak gülüşü ve samimi esprileri ise karizmasının referansı gibi. Merak ettim ve çantasına baktım nelere ihtiyacı var gittiği yerlerde diye.  Öyle ıssız bir adaya giderse yanına alacakları falan yok çantasında. Bilakis öfkeli Çağan’ı dizginlediğini söylediği sporcu kişiliğinin kıyafetleri var… Biz onu sırtında çantası, cebinde hayalleri; bir yerlere kaçarken görüntüledik. Nereye mi? Belki doğduğu yere, belki de keşfedilmemiş bir sokağa…

 

“Mustafa Hakkında Herşey” nasıl oluştu?
Senaryoyu Ürgüp’te Asmalı Konak dizisinin çekimleri sırasında yazdım. Bir sabah uyandığımda bu hikaye nasıl geldi bilmiyorum ama aklımda vardı. Heyecanla asistanımı arayıp, “Ya inanılmaz bir hikaye buldum” dedim. Haydi hayırlısı, yaz bakalım dedi. Uzun süre bu hikayeyle kafamda boğuştum. Sonra bir haftalık tatilde bütün ekip İstanbul’a döndü, ben Ürgüp’te kaldım.  Karlarım arasında, yalnızlık içinde senaryoyu yazdım. Çok zevkliydi. Hatta o sırada Asmalı Konak’ın film projesi de vardı.

 

Asmalı Konak filmini sizin çekmemenizle ilgili spekülasyonlar da oldu…
Abdullah Oğuz’la konuştuğumda “Bunu mu yok sa Asmalı Konak’ı mı tercih edersin” diye sordu. “Asmalı Konak’a en güzel filmi siz yaparsınız, ben de kendi filmimi çekeyim” dedim. Herkes istediği filmi yaptı. Biz çok mutluyken niye bu şekilde lanse ettiklerini anlamıyorum. Çok tuhaf, bizden kavga mı beklediler yani?

 

Peki dizinin filme dönüştürülmesi sizi rahatsız etti mi?
Hayır niye olayım ki? Aksine sinemada ölümsüz kalacağı için sevindim.

 

Aklınıza düştüğü andan itibaren sizi bu kadar heyecanlandıran hikaye nedir peki?
Mustafa’nın eşi Ceren, taksi şoförü ile trafik kazası geçiriyor. Taksi şoförünün ağır yaralandığı kazada kadın ardında binlerce soru bırakarak ölüyor. Film, paranoid şizofren Mustafa’nın taksi şoförünü rehin almasıyla gelişiyor. Büyük olaylar yerine insan zenginliği sunmaya çalıştık filmin içinde. Aşk, nefret, macera ve vicdan hikayesi… Her şey var.

 

Mustafa nasıl biri ki onun hakkında film yapmışsınız?
Dışarıdan bakıldığında çok normal görünen ve gayet mutlu bir evliliği olan Mustafa’nın hayatı, bir trafik kazasıyla değişiyor. Hepimizin ruhunda yaşayan hayvanı biraz daha fazla ortaya çıkarıyor. Çünkü ruhunda hastalıklı bir adam. Paranoid şizofren, ırkçı ve işkenceci.

 

Oyuncuları nasıl seçtiniz?
Hepsiyle daha önce çalışmıştım; içsel olarak buldum aslında. Mesela Mustafa karakterindeki Fikret Kuşkan’la Şaşıfelek Çıkmazı dizisinde çalışmıştık. Taksi şoförü rolündeki Nejat İşler ve Başak Köklükaya ile de öyle. “Divam” diyebileceğim Şerif Sezer; o her filmde olsun istiyorum. ANS International olarak şu oyuncu bize gişede şu kadar kazandırır diye düşünmedik. Ortaya çıkacak lezzet önemliydi bizim için. Çok sevdiğim ve çalışmaktan keyif aldığım oyunculardı.

 

Filmin hangi yönüyle farklı olduğunu düşünüyorsunuz?
Her şeyden önce Çağan Irmak’ın filmi olması. Seyirciyi şaşırtmayı seviyorum. Tam bir hikayeye odaklanmışken başka bir hikaye ortaya çıkıyor. Sürprizleri var filmin. Bir de farklı resimler yakalamaya çalıştım. İstanbul mozaiğine benim gördüğüm şekliyle uyan resimler çekmeye çalıştım. Seyircinin güleceği de ağlayacağı da yerler olacak.

 

Asmalı Konak dizisinde renkler özellikle dikkat çekiyordu. Bu da tarzınızın bir parçası her halde…
Toprakla, doğayla iç içe geçmiş bir çocukluğum olduğu içim her halde doğa çok etkiliyor. Zaten filmlerimde doğayı çok iyi kullandığım söyleniyor. Seferihisar’da çiftliğimiz vardı. İnsan ve doğanın birbirine verdiği reaksiyonları seviyorum. Bu son filmimde de değişik doğa efektleri var.

 

Sizin için önemi nedir bu filmin?
Aslında seyircinin çok vicdanına seslenen biri Mustafa. Bir anlamda bu benim de etrafımdan özür dileme filmim. Çünkü bilerek ya da bilmeyerek kırdığımız, üzdüğümüz bazı insanlar üzerine film. Söylemesi çok zor ama babama adadım…

 

Çekimlerde bir olay yaşandı mı?
Filmin sonunda Şerif Sezer’in bir tiradı var. Çok kolay ağlayamam ama ilk defa bir oyuncu, oyunculuğuyla beni ağlattı. Farkında olmadan sümüğüm falan akmış. O kadar güzel bir sahneydi.

 

Filmlerin ismi kadar yönetmenin ismi de ön plana çıkıyor artık ve o şekilde pazarlanıyor. Bir Çağan Irmak filminin özellikleri nelerdir?
Çoğunlukla müzikle ilgili bir artı oluyor. Hepsinde klasik müzik oluyor. Bu filmin müziklerini Mor ve Ötesi grubu rock olarak yaptı. Anne baba temaları her filmimde vaz geçilmeyen öğeler. Sıcak bir aile hayatım oldu benim. Bizi biz yapan etkenin öncelikle ailemiz olduğunu düşünüyorum. Bir de öfke ve itiraf ettirme durumu ve mutlaka geçmişte saklanmış bir sır oluyor. Bunlar filmimde ortak noktalar diyebilirim. Bundan önceki filmim “Bana Şans Dile” de böyle bir gerilim filmiydi. Tamamen itiraflar üzerine kuruluydu.

 

Niye öfke ve itiraf?
Bu duyguların nedenini öğrendiğim zaman belki de yapmayacağım. Bilmediğim ve gerçekten merak ettiğim için itiraf var filmlerimde. İstanbul’da giderek öfkeli bir hale geliyoruz. Sokaklarda çanta çalarken, karşıdan gelen biri size çarptığında ve özür dilemediğinde, trafikte karşılıklı edilen küfürlerde hep bir şiddet var.

 

Metropol yaşantısını sevmiyorsunuz diyebilir miyiz?
Bir yere ait olmayı istemiyorum. Çünkü her an gidebilecek durumla birlikte yaşamayı seviyorum. Hayatımda açık kapılar, açık pencereler tutuyorum. Birine bağlılık ve ona muhtaç olma duygusu beni çok korkutuyor. Çok sevdiğiniz ve bağlandığınız zaman acı çekmeniz muhtemel çünkü. Belki de insanları çok fazla sevdiğim için  bu sevginin beni üzmesinden dolayı böyle hissediyorum. Kaybetme ve karşısındakini incitme çok fazla kaybı beraberinde getirdiği için belki de savunma mekanizmam.

 

Filmi adadığınız babanız için de geçerli mi bu?
Babamı askerdeyken kaybettim. Aramızda çok özel bir ilişki vardı. O benim kahramanımdı. Ama özlem duyarak kaybettim onu.

 

Yoksa gerçekten gidiyor musunuz?
Önce içimde yaşıyor, sonra keşfedilmemiş sokaklara atıyorum kendimi. Bazen de doğduğum yere, Seferihisar’a gidiyorum. Orası çok soyutlanmış bir yer. Ailem sessizliğimi paylaşabiliyor benimle.

 

Zor biri gibisiniz…
Evet biraz zor biriyim. Ama bu zorlukları bildiğim için insanlara kolaylık sağlamaya çalışıyorum. Merhametli ve insancıl olduğumu düşünüyorum. Yardım etmeyi de severim. Hayatın içinde mizahı çok önemserim. Esprili bir adamımdır.

 

Sinemada hangi ikonları seviyorsunuz ?
Güçlü anne ve baba karakterlerini. “Masumiyet Çağı” filminde Michelle Pheiffer’in Madam Olenska rolü unutamadığım bir portredir.

 

Filmlerinizdeki karakterler sizden ne gibi etkiler taşıyor?
Mustafa’da var mesela. Özellikle çok çabuk öfkelenebilmesi. Ama uzun zamandır öfkemi yok etmeye çalışıyorum. O öfkeli taraf ortaya çıktığı zaman ben de üzülüyorum. Bunu iki şeyle yok ettim aslında. Biri spor, diğeri de klasik müzik. Spor bana içimdeki fazla enerjiyi kontrol etme yeteneği verdi. Klasik müzik de sakin  durmayı, beklemeyi ve hayatı daha kolay yaşamayı öğretti.

 

Sizi neler öfkelendiriyor mesela?
İşteki disiplinsizlik ve çok kutsal sayılan değerlerin bir başkası tarafından önemsenmemesi. Bunların uzantıları da zaten kişisel ilişkilere yansıyor.

 

Sporun dışında ilgilendiğiniz bir hobiniz var mı?
Yemek yapmayı çok severim. Biraz aileden gelen bir şey bu. Giritli olduğumuz için yemeği ve yemekle yaşamayı çok seviyoruz. Özellikle de  ot ürünlerini. Mesela hangi otun ne olduğunu ayırt edebilirim. Dışarıda yediğim yemeklerde annemin yaptıklarının lezzetini bulamadığım için yemek yapmayı sevdim sanırım. Bir de klasik müzik tutkum var. Öğrenciyken de rock müzik grubunda müzik yapmıştım. Birde bağlama çalardım.

 

Mesleğinizde sizi ne tatmin ediyor?
Seyirci ile paylaştığım özel anlar. Onların mutluluğu…

 

Kendinizi nasıl besliyorsunuz?
Kitap okuyarak, film izleyerek. Ama daha çok beni, sokak besliyor.

 

Handi yabancı oyuncuyla film çekmek isterdiniz?
Kathy Bates, Jon Woight ve Philippe Noriet diyebilirim. Daha çok Avrupa sinemasındaki oyuncuları beğeniyorum.

 

Boykotlu konularınız var mı?
Cinselliğe boykot koyabilirim belki. Taciz, tecavüz gibi konulardan ürkerim.

 

Korkunç tecavüz sahnesiyle ünlenen, Gaspar Noe’nin Türkçe’ye “Dönüş Yok” olarak çevrilen “Irreversable” filmi size teklif edilseydi çekmez miydiniz mesela?
Tecavüz sahnesini çekerdim ama çok zorlanırdım. Kendi sansürümü koyarım.

 

Son dönemde Frida, Virginia Woolf gibi ünlülerin hayat hikayeleri çekiliyor. Siz kimi  çekmek isterdiniz?
Hayatımın projesi diyebileceğim Firuzan’ın “47’liler” romanını çekmek isterdim. Biyografi olarak ise Sebastian Bach, Süreyya Koral ve bir de tabii ki Atatürk’ün hayatı.

 

Son filminizin orijini aslında aşk. Aşkın sizin için anlamı ne?
Adrenalin duygusunu seviyorum. Kimyasını, midede oluşturduğu yanmayı. Uzun zamandır bunu hissetmiyorum.

 

Nasıl bir kadın ayaklarınızı yerden keser peki?
Çok güçlü bir karakter olmalı. Dünyaya ve yaşananlara duyarlı olmalı. Benimle beraber eğlenmeli. Mesela kadınlar mizah dergisi okumuyor. Bundan hoşlanmalı. Sevdiğim kadının sessizliğimi paylaşması da önemli. Bir de sinemayı çok sevmeli….