Cansu Dere Elele Subat 2007

 

 


Birlikteyim ayrıyım kime ne, sevebildiğim için mutluyum!

 

Cansu Dere, Sıla dizisi ve Son Osmanlı: Yandım Ali filmiyle son günlerin en dikkat çeken isimlerinden. Yönetmenlerin kendisini “ham madde” gibi gördüğünü söyleyen ve kendine güvenen genç model-oyuncu, özel hayatıyla ilgili sadece “Sevebildiğim için mutluyum” demekle yetiniyor.

 

Nalan Miri Sözer
Fotoğraf: Zeynel Abidin Ağgül


Podyumların ışıltılı ve şaşaalı dünyasından uzaklaşıp oyunculuğun derin ve karmaşık dünyasına adım atan Cansu Dere hayatında önemli bir devinim yaşıyor aslında şu günlerde.


Yakın zamana kadar magazin haberlerine yansıdığı defile görüntüleri ve ilişki söylentilerinin aksine ardı ardına birçok dizi ve sinema filminin başrolünde çıkıyor karşımıza. Kendisinin hayal ürünü dediği aşk haberlerindeki baş kahraman Cansu yerine Mardinli bir aşiretin gelini Sıla, Son Osmanlı’nın melankolik kadını Defne olarak anılıyor artık. Hem de popüler kültürün uzağında daha entelektüel bir platformda… Oyunculuğunu doyurucu bulmayanların bile kayıtsız kalmayıp, “Nasıl oluyor da bu model bu kadar kısa sürede bu kadar güçlü yönetmen ve yapımcıyla çalışıyor?” diye aklından geçirdiği Dere, cevap olarak “Bende buldukları bir şey var herhalde” diyor. Diğer taraftan onu Sıla olarak benimseyip dizisini soluksuz izleyenlerin ilgisi ise yapımcıları haksız çıkartmıyor. Sonuç olarak ağır sorumluluk ve birikim gerektiren bir meslekte, “kabuk değiştirme” şansı ve şanssızlığını yaşıyor onu destekleyen ve desteklemeyenlerin karşısında…

 

Doğrusunu söylemek gerekirse, 26 yaşındaki genç model, oynadığı rollerdeki gibi soğuk, temkinli ve tutuktu röportaj esnasında. Henüz oyunculuğun verdiği esnekliğe yeni alışmaya çalışan Dere, modellikle oyunculuk arasında gidip gelme halini yansıtıyor belki de farkında olmadan. Önümüzdeki yıllarda, hangi rollerle kendini ne kadar geliştireceğine hep beraber tanık olacağız Dere’nin. Ama şu dönemde başardığı en önemli şeyin özel hayatı hakkında ser verip sır vermemesi olduğunu söyleyebilirim rahatlıkla.


Eh, bu özelliğinin, bu magazin kirliliği içinde pek çok yönetmenin onunla çalışması için geçerli bir sebep olacağı kesin. Buyurun Cansu’nun yeni dünyasına…

 

Bu röportajı bir model olarak mı, oyuncu olarak mı, oyuncu adayı olarak mı yapıyorsunuz?
Hapsini kapsıyorum. Oyunculuk yapıyorum yeni yeni. Oyuncuyum diyemem asla bunu her seferinde tekrar tekrar söylüyorum. Modellikte de beni heyecanlandıran işlerde yer almaya devam edeceğim. Önümüzdeki ay Hakan Yıldırım’ın defilesi var mesela. Yani hepsi olabilir, hepsini kapsıyorum.

 

Oyunculuğa yeni başladınız ama Çağan Irmak, Uğur Yücel, Mustafa Şevki Doğan, Gül Oğuz gibi güçlü isimlerle çalıştınız. Bu başarılı ve tecrübeli isimlerin sizinle çalışma sebebinin ne olduğunu düşünüyorsunuz?
Kafalarında ne yaratıyorlarsa, ne görmek istiyorlarsa bende onu gördüler bence. Uğur Yücel Alacakaranlık’taki karakter için istediği şeyi bende buldu. Gül Oğuz’un da bana söylediği şey “Ben hep Sıla’yı sende gördüm” oldu. Proje sahipleriyle ilgili bir şey. Daha çok bir hammadde olarak görüyorlar belki beni. Işıl Yücelsoy bana hep “Senin algılaman çok yüksek” derdi. Bazı yapamadığım noktalarda da zaten onlar hep benim yanımdalar. Bende yakaladıkları bir şey var belki, ben de çok dillendiremiyorum. Evet ben okuldan mezun değilim, deneyimli bir oyuncu değilim. Ama bir şekilde istedikleri karakterlerdeki duygu değişimlerini iyi geçirebiliyorum. İstediklerini veriyorum. Onlar adına konuşmayayım. Vardır bir bildikleri.

 

Ve ilk sinema filminiz Son Osmanlı Yandım Ali. Hazır mıydınız buna?
İlk başta Aliye Uzanatağan’la çalışmıştım, sonra da bir süre BKM’ye gitmiştim. Defne karakteri 1918’de yaşamış. Kitaplardan, internetten araştırdım. Tabii ki biraz zordu. Çünkü çok üzülmüş bir kadın. İstemediği biriyle evlendirilmiş; Dimitri’yle. Ali’nin öldüğünü öğreniyor. Sorgulamadan, sakin bir şekilde hayatına devam ediyor… O dönemdeki kadınların duyguları, içleri, hareketleri, anlatımları daha yavaş. Bakışındaki donukluk dahil. Zaten genel atmosfere girdiğinde, kıyafetleri giydiğinde onu direkt olarak hissediyorsun. Bir şekilde çıktı ortaya Defne. İnşallah olmuştur.

 

Sıla için Mardin’de yaşıyorsunuz. Mesela bu töre cinayeti sorununun çözümüne yönelik bir sosyal sorumluluk projesine öncü isim olmayı hiç düşündünüz mü?
Yapmak istediğim ya da zaten yaptığım şeyler var. Pek hoşlanmıyorum bunları konuşmaktan. Böyle hani toparlanıp kekler, börekler, çaylar gibi de olmamalı o yardım. Herkes kendine düşeni yaparsa… Tabii ki bir projenin içinde yer almak çok isterim. Sıla’ya evet derken zaten birçok şeye evet demiş oluyorsun. Ama bunları daha geriden yapmak tercihim.

 

Sizin soğuk bir görüntünüz var. Bu siz misiniz yoksa şöhretin yarattığı bir kalkan mı?
Sadece röportajda değil; çevremdeki insanlar için de aynı şey geçerli. Çevremde de her şeyimi bilen kimse yok. Kendi içimde geçiyor olaylar. Her şeyimi bilen bir tek ben varım. Aslında evet, arkamdan çok sevgi dolu diye bahsetmezler. Bilmiyorum ki, ne demeliyim kendimle ilgili.. Gizemle ilgili belki. Ama bir oynama durumum yok. Ben, işte ben buyum ya.

 

Erkekler tarafından şımartılmayı sever misiniz?
Yok hiç sevmem. Hoşlanmam. Çok övgü ve egoya yönelik cümleler gerçek değilmiş gibi geliyor. Şımarık kadınları da sevmem. Dokunmatik bir insan zaten değilim. Benim için gerçeklik çok önemlidir. “Ah ne kadar harikasın” dan ziyade, oturup, “şunu yapsak daha iyi olabilir?” gibi konuşabildiğim, tartışabildiğim bir inanla olmak çok daha güzel bence.

 

Küçük sürprizler, hediyeler?
Çok seven bir insan değilim açıkçası…

 

Sizi ne heyecanlandırır?
Beni en çok heyecanlandıran o insanın kendisidir zaten. Yaptığı işlerdir. Çok sevmem onun dışındaki çabaları…

 

Şımartılmayı sevmiyorsunuz, romantizm sevmiyorsunuz… Ne seversiniz?
Romantizmden insanlar mum ışığı ve kırmızı şeyler anlıyorlar. Ben öyle şeyleri sevmiyorum hayatımda. Mıncık mıncığı sevmiyorum. Gerçek dışı geldiği için.

 

Peki şu an yaşadığınız ilişkide sizi ne bağlıyor birlikte olduğunuz adama?
Ben şu anda bir ilişki yaşamıyorum ki. Özel oldu sorular biraz. Çok zöel olmaya başladı. Cevap vermiyorum bu sorulara.

 

Modellik egonun çok yüksek olduğu bir iş. Diğer taraftan oyunculuk da çok mütevazılık ve iletişim gerektiriyor. Siz kurabildiniz mi bu dengeyi?
Kurdum hatta ben hiçbir zaman kaybetmediğimi düşünüyorum. Ego asla kıyısından geçmediğim bir şey. Mütevazılık çok önemli bir şey hayatta. Egon çok yüksek olursa ve başka bir yerden bakarsan hiçbir zaman kendini besleyemezsin. Hayat birer birer biriktirmen gereken bir deneyimdir.

 

Herkesle iletişime açık gibi görünüyorsunuz?
Herkesle konuşurum. Benim çok çeşitli mesleklerden, çok değişik şekillerde konuştuğum insanlar var. Bu Mardin’de de çok sık gerçekleşti. Değişik hayatlar görüyorsun. Çok kapatırsan kendini, çok sınırlanmaya başlarsın diye düşünüyorum her anlamda. Ben hani modellikte de belki çok şey görünüyorum ve istediğim yerdeyim belki ama… Gözlem ve algılarım çok açıktır benim küçüklüğümden beri.

 

Mecazi anlamda aynaya baktığınızda kendinizi nasıl bir kadın olarak görüyorsunuz?
İnsanları kırmamaya çalışırım. Özür dilemesini bilirim kırdıysam da. Bazen hakikaten gergin olduğum zamanlar oluyor. Eğer ters davrandıysam da bilirim. O dengeyi kurabiliyorum. Kibar bir insanımdır. Çok rahat söyleyebiliyorum mesela iyi bir insan olduğumu.

 

26 yaşındasınız ve iyi işlerde yer aldınız. Şanslı olduğunuzu düşünüyor musunuz yoksa bunu  kendim başardım mı diyorsunuz?
Hiç şansa inanan bir insan değilimdir aslında. Şans diye bir şey yoktur. Ama insanlara hayatlarındaki bir yerden bir şeyler veriliyor. Aklı kullanıp o anı değerlendirebilmek gerekiyor. Bana da öyle bir şey verildi ve gerisi bana bırakıldı. Ben de en iyi şekilde kullandığımı düşünüyorum.

 

Okan Bayülgen ve Cem Yılmaz ile ilişkiniz basına yansımıştı… Bu birliktelikler sizi hangi açıdan, nasıl geliştirdi?
İsim geçince ben bir gerildim ama. Sizinle ilgili kişisel bir durum değil, ama ilişki dendiğinde zaten  insanların aklına belli bir isim geliyor ve ben konuştuğumda onunla ilgili yorum yapmış gibi oluyorum. Genel anlamda hayatım olarak cevap verebilirim.  Her şeyden çok şey öğreniyorsun hayatında.

 

Peki, isim vermiyorum aşk acısının size ne öğrettiğini düşünüyorsunuz?
Aşk acı falan değil ya, hiç öyle düşünmüyorum. Hiç kimse bana hiçbir şey öğretmedi. Şöyle diyelim mi; ben hiçbir şey bilmiyorum. Daha kolay olacak. Yaşarken güzel olan bir şey.

 

Yaşadığınız ilişkiden hiç pişmanlık duydunuz mu?
Yaşadığım hiçbir şeyden pişmanlık duymadım. Yaşadığım her şey iyi ya da kötü bana bir şeyler kattı. Bir insanın hayatta çok özel olabileceğini öğrendim. Çok sevdiğim ya da hiçbir zaman vazgeçemeyeceğin şeylerin aslında öyle olmadığı öğretiliyor insana. Onu öğrendim mesela. Doğru sandığın şeyin aslında olmadığını öğreniyorsun. “Doğru şeyi ben buldum mu?” O bana kalsın. Bu bir ilişki yaşıyorum anlamına da gelmiyor. Hayat şartları her zaman her şeyi bir araya getiremiyor.

 

Ama mesela bir ilişkinize, ikinci kez birlikte olmayı denediniz. Orada yaşadığınız şey neydi?
Kimse yaşadığım şeyleri bilmiyor ki… Yok ayrılmış, dönmüş, sonra tekrar birlikte olmuş, bak oraya gitmiş, o ona kızmış… Bunlar yalan. Çıkan her şey yalan. Öyle şeyler yok. Bizim yaşadığımız şeyi kimse bilemez ve yorumlayamaz. Bunlar bana ait. Ben bunu yanımdaki sorsa da cevaplamıyorum. İlişki iki tarafa da birçok şey öğretir. Aldatılmak, terk edilmek.

 

Aşk olmadan idare edebiliyor musunuz?
Aşk bir heyecanlanma durumu bence. Sonrasında sevgiye dönüşüyor. O zaman işte asıl güzel şeyler başlıyor. Daha güzel şeylere dönüşüyor aslında o duygu; bağlılık, huzur, mutluluk, aynı şeylere bakmaktan zevk almak. Aslında başka türlü bir heyecana dönüşmüştür. Daha içten. Hep bir enerji vardır. Aşkın heyecanı hep kalsa yorar çünkü insanı bir süre sonra. İki yol vardır hayatta. Ya sürekli seni heyecanlandıran şeylerin peşinden gideceksin ki; bu mutluluğun baş kaynağı. Genelde insanlarda bunu örüyorum. Ya da huzurun olduğu bir hayatı seçeceksin.

 

Ünlü gibi mi yaşıyorsunuz?
Bilmem. Nasıl yaşıyor onlar? Onları bilmiyorum da ben normal yaşıyorum yani.

 

Merak ediyorum, bir kadın ünlü olunca illa ki ünlü biriyle mi olmak zorunda? Normal, sıradan bir bankacıya karşı bir şeyler besleyemez mi?
Şöhret denilen şey ne ki? Mesela evde iki insan otururken “Merhaba merhaba biz iki şöhret oturuyoruz” gibi durumları mı var insanların? Ben de onu merak ediyorum mesela. Çok komik geliyor bana. İnsanın kendisini çok fazla önemsemesinden kaynaklanıyor bence. Hayatta yaptığım hiçbir iş, başarısı ne olursa olsun benim hayatımı değiştirmez.

 

Peki doğru insanı bulduğunuzu düşündüğünüzde, o insan hangi açıdan doğru oluyor?
Önemli olan o sevginin dinamiğini yakalayabilmek. Bir insanı sevebilmek! Ben bir insanı sevebildiğim için çok mutluyum. O insanla birlikteyimdir, ayrıyımdır, hiç görüşmem, büyük aşk yaşarım. Bunlar kimseyi ilgilendirmez.

 

Evleneceğiniz söylentileri var. Düşünüyor musunuz öyle bir şey?
Yok. Ben bilmiyorum öyle bir şey. Herhalde bilmem gerekirdi. Evlenmiyorum. Hep öyle oluyor. İnsanlar buna kitlenmiş yaşıyor ben de bunu anlamıyorum. Aile benim için çok önemli bir şey. Evlilik tabii ki kısmetse bir gün olur. Ama düğün tarihi aldın mı gelinliğini diktirmeye başladın mı falan gibi bir soruysa yok öyle bir şey.