Demet Şener Elele Mart 2007

 

 

 

EGOMU ÇOK TÖRPÜLEDİM

 

Demet Kutluay. Geçmişteki şaşaalı dönemin aksine artık, aşık olduğu adama hayatını adamanın, anneliğin; aile kurmanın keyfini çıkarıyor! Ve tüm kadınlara sesleniyor: “Gerisi boş!”

 

Nalan Miri Sözer

Fotoğraf: Zeynel Abidin Ağgül

 

Seksapeli ve dişiliğiyle bir zamanların baş döndüren model Demet Şener’i, şimdinin deli aşık, mazbut annesi Demet Kutluay! Sekizaylık kızı İrem için çıldırıyor, yaza tekrar hamile kalmak istiyor. Dile kolay, tam 6 yıldır hiç alevi sönmemiş İbrahim Kutluay’la olan aşklarının… Bir gün oturup birbirlerinin gözlerine 3 saat bakıp hiç bir şey konuşmadan başlayan aşklarının hala ilk günkü gibi devam ettiğini anlatıyor genç kadın: “24 saat 365 gün gün çarpı yüzlerce yıl İbrahim ile bir odada kapalı kalabilirim…” Bunları anlatırken gözlerinin dolması, “hadi canım bu kadarı da abartı” eleştirilerine en güzel yanıt aslında…

Sözleriyle de kariyer ve mutlu aile yaşantısının bir arada sürmeyeceği mesajını veren ve sevdiği adam uğruna kariyerini elinin tersiyle iten Demet, bakın bebekli hayatını nasıl yaşıyor.

 

Hayatınızı yavaş ve dingin yaşıyorsunuz. Seyahatte, evde, yemekte, ara sıra davette… Huzurlu bir hayat! Bu size koşuşturmalı ve kariyerli bir hayattan daha mı çok keyif veriyor artık?

Kesinlikle öyle. Öbürünü seçmedim, böyle bir hayat kurdum kendime. Evet her zaman ortalarda koşturmuyorum ama benim seviyemdeki bir çok mankenden daha güzel işler yapıyorum.

 

Geçmişte iki sinema filmi, program sunuculuğu, defileler; daha başka çok güzel işler yaptınız. Gençlik yaratıcılığınıza ne oldu?

Hayır, yok olmadı. Televizyonda hamileleik ve bebek programım vardı hamileyken başladığım. Senede iki kampanya yapabilen herhalde benden başka en fazla birkaç kişi daha var. Bir model için gelinebilecek en üst nokta, bir firmanın yüzü olmak. Ben artık manken olarak değil, yurt dışındaki gibi “celebrity” olarak adlandırılan “tanınmış bir yüz” olarak alıyorum bu işleri.

 

Setten podyumlara koşuşturmak, sürekli adınızdan söz ettirmek size boş mu geldi?

Hayır boş gelmedi, sadece aile kurmaya değecek biri çıktı karşıma. Ben ilişkime adadım kendimi. Ve çok şükür ki Allah utandırmadı. Çok doğru bir insan için çok doğru şeyler yapmışım. Karşılığını da alıyorum. Çok seviliyorum. Ailelerimizle mutluyuz. Hayatımız çok güzel. Daha ne isteyebilirim ki? Neden bunu artık hırs haline getireyim, orada da gözükeyim, burada da görsünler, bu işi de alayım diye. Geriye dönüp baktığımda, 30 sene sonra, Allah ömür verirse, ben ailemle var olacağım.

 

Nasıl bir annesiniz? Biraz ipucu verdiniz gerçi ama. Eve kamera koysak mesela neleri görürüz?

Daha çok yeni bir anneyim ben. 8 aylık İrem. Ahkam kesmek de istemiyorum. Ama annelik çok içgüdüsel bir şey. İçgüdülerim bana iyi bir anne olduğumu söylüyor. Ona yeterli, güzel kaliteli vakit ayırmaya çalışıyorum.

 

İrem’in gelişimi için yaptığınız özel bir şey var mı? Mozart dinleti saatleri falan…

Hayır ama keşfettiğim şöyle bir şey var: Simply Red’i çok severim. Greatist Hits albümünü hamileliğimde çok dinledim. Devamlı onu dinledim; duşta, arabada, evde… İrem doğduğunda çok gazlı bir bebekti. Evde panik halindeydik. Ve bir gece saat 03:00’tü. Anneme dedim ki; “Bari şu düğmeye bas da, en azından müzikle kafamı dağıtayım. Bir açtık o parçayı. İrem sustu! Şimdi her gazı tuttuğunda bu müziği açıyoruz ve sesi bıçak gibi kesiliyor. Hatta kameraya bile çektik. Bunları keşfetmek çok güzel.

 

Bazı anne-babalar çocuklarının eğitimlerini projelendiriyorlar. 2 yaşından itibaren Fransızca eğitim veren ana okulu ya da 3,5 yaşında keman dersleri… Sizin böyle planlarınız var mı?

Bir ağabeyim Fransız okulunda okudu, diğer ağabeyim Robert Koleji mezunu. Ben İngilizce biliyorum. Ek lisanın Almanca. Yani elbet belli bir yaşa geldiği zaman öğrenecek. Biz de zaten onu en iyi okullarda okutacağız. 3 değil de, belki 13 yaşında İngilizceyi öğrenmiş olacak. O yüzden benim böyle hırslarım yok.

 

Bir gününüz nasıl geçiyor İrem’le?

Sabah İrem uyanır uyanmaz sesiyle ben de kalkıyorum. Bazen 6:30 bazen 7:30… Kahvaltısını yaptırıyorum, oyun oynuyoruz İbrahim uyanana kadar. Sonra çıkıyoruz babasını uyandırmaya. Ben zaten onu yatağa bir atıyorum, İbrahim dünyanın en mutlu insanı…. Onlar vakit geçiriyorlar. İbrahim’i geçirdikten sonra İrem ilk uykusunu uyuyor. Uyandıktan sonra öğle yemeğini yiyor. Ek gıdalara çoktan başladık. Et, tavuk, balık. Sebze çorbasına karıştırıp yediriyoruz. Vitaminlerini veriyorum, kremleri sürülüyor.

 

Dadısı olmasına rağmen siz ilgileniyorsunuz her şeyiyle…

Evde olduğum sürece her şeyini yapmaktan zevk alıyorum. Her gün onun masajını yapıyorum. Hiçbir zaman ihmal etmiyorum. Yemekten sonra eğer hava güzelse bahçeye çıkartıyoruz muhakkak. İbrahim’in de boş günüyse beraber bir kafeye gidiyoruz, onu da götürüyoruz. Akşam üstü yoğurtlu bir maması var. Ben bile yiyorum, çok lezzetli. Sonra biraz daha uyuyor. Banyo saatine kadar oyunlar oynuyoruz. Uyanma saati belli olmuyor ama her akşam 20:30 gibi uyuyor.

 

Akşam da size kalıyor…

Tabii ki. İbrahim zaten idmandan o saatlerde geliyor. Baş başa yemek yiyebiliyoruz. İnsan belli şeylerini planladığı zaman herşeyine yetebilir.

 

Kendiniz için yaptığınız ama İrem olduktan sonra bıraktığınız şeyler var mı?

İnsanın önceliği çocuğu oluyor. Bu çok normal. Hepsini de büyük bir zevkle yapıyorum, ya da zevkle yapmıyorum.

Mesela dün çok uzun zamandan beri ilk kez masaja gittim. Arkadaşlarımla öğle yemeklerini bile çok az yiyebiliyorum. Alışverişlerimde ne ihtiyacım varsa hemen koşarak gidip alıp geliyorum.

 

Ben sizi ekranlardaki şen şakrak kahkahalarınızla hatırlıyorum… Daha 30 yaşındasınız ama şimdi çok daha ağır, olgun, hata yapmamaya çalışan bir Demet görüyoruz.

Çok küçüktüm o zaman. Hayatı ciddiye almıyordum. O Demet’ten bu yana 10 sene geçti. Ben de büyüdüm, ben de geliştim. Yine gülüyorum öyle ama her zaman ekranda değilim. O zaman tabii ki şişim gereği çok fazla gündemdeydim. Çok çalışıyordum. Dolayısıyla her zaman gündemde oluyordum. Yine inanılmaz gülüyorum ama şimdi bazı şeyleri içimizde yaşıyoruz.

 

O dönemlerde siz üzen rahatsız eden “keşke görüntü olarak yansımasaydım” dediğiniz….

Hiç öyle şeyleri düşünmüyorum. Yok. Bu kadar görkemli bir hayatta, oradan oraya koştururken kendi kendinizi tanımadığınız zamanlar oluyor. 24 yaşındaydım İbrahim’le Atina’ya yerleştiğimde. O senelerde çok şey öğrendim. Kendimi tanıma imkanı buldum.

 

Kendinizle tanışmanızı anlatır mısınız?

“Oh, dingin hayat ne kadar huzurluymuş. Oradan oraya koşturmamak ne kadar güzelmiş” dediğim anlar çok oldu. Atina’ya gitmeden önce mükemmeliyetçi, kendiyle çok kavga eden bir insandım. En ufak negatiflikten çok etkilenirdim. Şimdi öyle bakmıyorum hayata.

 

30 yaşında, eş, anne, tanınmış bir yüz… Nasıl bir kadın olarak hissediyorsunuz kendinizi?

Kendimle gurur duyuyorum. Hep arzuladığım hayat buydu. Evime gittiğimde huzurluyum. Her zaman yüzünü görmekten çok mutlu olduğum biriyle evliyim. Her gün şükrediyorum. Çocuk çok şeyi değiştiriyor insanda. Ben bambaşka bir insan oldum diyebilirim. İnsanların her gün içi akar mı ya? Bambaşka duygular katıyor insana. Hayatı öğretiyor; güçlü, sevecen, sabırlı olmayı öğretiyor, bencilliği kırıyor… Bambaşka bir deneyim.

 

Şöhretli hayattan sonra tekdüzelikten sıkılmıyor musunuz?

İşte çok törpüledim ben egomu. Atina’da o kadar normal bir hayat yaşadım ki. Kendi arabamı park ediyordum, kendi yemeğimi yapıyordum. Oturup tek başıma İbrahim’i bekliyordum bir yerde. Yani ben onları çoktan törpüledim. Çok geçmişte kaldı onlar.

 

İbrahim’le ilişkinizde tıkandığınız zamanlar olmadı mı?

Hayır, hiç olmadı. 24 saat 365 gün çarpı yüzlerce yıl İbrahim’le bir odada kapalı kalabilirim, hiç umurumda değil.

 

Eşinizle yaşamaya başladıktan sonra kadınlığınızın başka bir boyutuna geçmiş gibisiniz.

Gerçek mutluluğu yakalamak aslında bana bunu hissettiren şey. Onun üzerine titremem; aynı şekilde onun bana aynı şeyleri göstermesi….

 

İlişkiniz nasıl başlamıştı?

Bir gün oturup birbirimizin gözelerine 3 saat baktık herhalde hiçbir şey konuşmadan. Hayatım boyunca o günü unutmayacağım. Orada çok şey anlattık birbirimize. Çok güzeldi. Arkadaşlarım bana hep onu söylerlerdi; “Evleneceğin insanı ilk anda hissedersin”. “Yok canım” derdim ben de, “bir şey paylaşılmadan yaşanmadan nasıl hisseder insan, evlilik bu şaka değil ki” derdim. Hakikaten biz İbrahim’le onu hissettik. İkimiz de beraber olmaya başladığımız da bunu düşünmüşüz, sonradan itiraf ettik. İlk düşündüğümüz şey “ b insanla hayat geçireceğim”  olmuş ikimizin de.

 

Bu kadar mükemmel ilişki olunca insan merak ediyor. Prenses misiniz, yapıcı kuş mu?

Valla İbrahim o kadar mülayim ve nerede ne yapması gerektiğini bilen bir insan ki çok da idareci olmuyorum. Ama bazı şeyler dişi kuş misali kadının elindedir. Tabii ki evimizin reisi İbrahim. Kimileri benim Kutluay soyadımı bu kadar kullanmama da bu kadar tepki gösteriyor. Ne demek biz bir aileyiz.  İbrahim’in hoşuna gidecek gitmeyecek şeyleri çok iyi biliyorum. Bazen insanlar “Çok anlatıyorsun, bu kadar anlatma” diyorlar. Nasıl anlatmayayım ki? Benim içim coşuyor, ben bunu yaşıyorum. İnsanlar o kadar mutsuz ki maalesef, mutlulukları kaldıramıyorlar.

 

Eşiniz başarılı ve dikkat çekici bir adam. Başka kadınların ilgisi karşısında ne yapıyorsunuz?

Girdiğimiz bir yerde genellikle insanların “Aa ne kadar yakışıyorsunuz” gibi bir yorumu oluyor. Hiç öyle şeyler yaşamıyoruz. İbrahim’in gece hayatı yok ki. Maçlara, seyahatlere gidiyor geliyor, kampları var…. Zaten biz beraberiz. Bir yere gidileceği zaman beraber gidiyoruz. Kırk yılda bir, bir şey olursa o arkadaşlarıyla çıkıyor. O da çok nadir oluyor.

 

Cindy Crawford’un Richard Gere ile evliliği bile şanssızlıkla bitti. Ara sıra aklınıza getiriyor musunuz ayrılığı?

Allah korusun ama insanın başına bir şey gelip de zorunlu olabilecek ayrılıktan korkarım. Kadere inanan bir insanım.  Allah izin verdiği sürece bir arada olacağız. İbrahim de ben de eminiz ki, bu aşkı ve sevgiyi sürdürmek için elimizden gelen her şeyi yapacağız.

 

Eşinizle birlikte yaptığınız hobileriniz var mı?

İbrahim çok yoğum çalışıyor. Sinemaya gidecek vakit bile olmuyor. O yğzden evde sinema sistemi kurduk. Haziran’dan sonra en fazla bir ay tatilimiz var. Seyahat etmeyi çok seviyoruz. Vakit buldukça yurtiçi ve yurtdışına küçük kaçamaklar yapıyoruz. Günü birlik bile Roma Venedik Milano kaçamakları yapıyoruz.

 

Sağlıklı beslenmeyle ilgili kitaplara meraklıymışsınız. Yararını teyit ettiğiniz birkaç tüyo istesem?

Yediğim şeylerin nelere yaradığını bilerek onları tüketiyorum. Her gün taze sebze, meyve ve ızgara et ağırlıklı besleniyorum. Haftada 3 gün muhakkak balık, hergün 3 fincan yeşil çay ve günde 1 adet elma yemeye özellikle dikkat ediyorum.

 

Bu kadar pürüzsüz bir hayatta dışarıdaki sorunlar daha çok batar herhalde insana?

Evet kesinlikle. Çalışıyorum da bunlar için. Çocuk yuvalarında yaşananlar ve bebek tacizlerini basında gördükten sonra geceler boyu uykularım kaçtı. Bu olaylardan sonra kendimi bu anlamda bir şeyler yapmak adına çok sorumlu hissettim. Şimdi hangi dernek, kim beni çocuklar  için bir şeyler yapmam için arasa koşarak gidiyorum, elimden geldiği kadar. Bizim gibi sevilen isimler bazı şeylere dikkat çekmek için iyi birer araçlar bence. Geçenlerde evlat edinme ve koruyucu annelikle ilgili Ankara’da bir konferansa gittim. Sağlıklı bireyler yetiştirmek adına elimden gelen her şeyi yapmak istiyorum. Kimsesiz bakım evinde büyüyen çocuklar… Onlar hepimizin çocukları.