Gülse Birsel Elele Haziran 2008

 

 

Hayatı hafifleten kadın

Yaşamın tadını mizah yazarak, mizah yaparak çıkaran Gülse Birsel, artık kahkahada önemli bir marka. Gülse Birsel imzası eşittir kaliteli mizah! Avrupa Yakası’nı bir yıl sonra sona erdireceğini fısıldayan başarılı oyuncu ve senarist, yeni projelerinin müjdesini vererek, “ iyi oyuncu olmak için ömrümün sonuna kadar uğraşacağım” diyor.

 

Nalan Miri Sözer

Fotoğraf: Zeynel Abidin Ağgül

 

Işık saçan, enerji yayan kadınlardan biri Gülse Birsel. Dikkat çekici, hoş, alımlı… 11 yıl önce spor salonunda karşılaştığımızda aklımdan,  bu kadar gösterişli bir kadının kamera önünde  olamaması kayıp diye geçirmiş, onun bir gün aramızdan sıyrılacağını tahmin etmiştim…

Daha henüz tanışmıyorduk. O, spor salonuna bilgi almak için gelmişti. Sonra bir daha karşılaşmadığımız için spor yapmayı sevmeyen biri olduğunu anlamıştım… (Zaten yazılarında sporla arasının iyi olmadığından hala bahseder) O dönemde Amerika’dan yeni dönen Birsel (o zamanki soyadı Şener) Harper’s Bazaar dergisinin yayın yönetmeni olmuştu. Akabinde, birkaç yıl sonra iş nedeniyle tanıştık… Hatta dergiciliğe başlamam da onun sayesinde oldu. Bu arada ben onun hala ekranda olması gerektiğini düşünüyordum içten içe.

 

Aradan çok sular aktı… Avrupa Yakası’yla bir fenomen yarattı., TV’de mütiş başarılara imza attı Gülse Birsel.

Ve yıllar sonra röportaj için Maçka’daki evinde buluştuk… Haftanın yedi günü çalıştığı için haftalarca bir gün belirleyemedik. Sonunda setten ve senaryo yazmaktan arta kalan zamanında bir randevu ayarlayabildik. Öğlen saat 2 civarı için sözleştik. Kapıyı çaldığımda güler yüzü ve tüm samimiyetiyle karşıladı beni. “Yeni kalktım, benim için kahvaltı, senin için öğle yemeği” diyerek kuş sütünün eksik olduğu bir sofraya davet etti… “Saat 2 ve yataktan yeni kalmış… Hala neşeli. Bu nasıl bir tempodur, insan nasıl dayanır onca yorgunluğa, bu kadar ağır tempoya rağmen başarı grafiği nasıl hiç düşmez, ve hala nasıl bu kadar güzel görünmeyi başarabilir” soruları aklımı tırmalarken sohbete başladık. Hoşsohbet, matrak ve samimi… Bildiğimiz üslubundan hiç de uzak değil… Saatlerce konuştuk ama konu dönüp dolaşıp iş hayatına geldi. Çünkü o, “10 yaşından beri çalışıyorum ve ben başka hayat bilmiyorum” deyip durdu.

 

Ve röportajın sonunda bir kez daha, onun ne istediğini bilen, kendinden çok emin ve zeki bir kadın olduğunu anladım. Üstelik mutluluğu çalışma ve özel hayatının içine yedirmeyi harika başarıyor…

Bu nedenle de son derece neşeli, keyifli, eğlenceli bir lezzette yaşıyor hayatı. Üretmekten büyük keyif alıyor, kendi deyimiyle “hayatı avcunun içinde tutuyor”, aldığı bütün övgüleri ve ödülleri de hakediyor.

 

Evde yine çalışan bir kadın mısınız yoksa yemek yapan, hatta evdeki her şeye hakim biri misiniz?

Yemek yapmak benim için terapi gibi. Hem iyi yemek yaparım, hem de yapmayı severim. İnsanın yemek yapmaya vakti olmaz mı? Benim artık gerçekten yok. Dizi başladığından beri belki 10 kere, salata veya makarna falan yapmışımdır. Halbuki New York’da yaşarken gözümün dönüp karda kışta, yollar kapalıyken, canım mantı istedi diye yolara düştüğümü, ev arkadaşım Ayşe ile oklava aradığımı bilirim.

 

İnanmıyorum, cümlenin sonunda “mantı aradık” diyeceksiniz sandım…

Hayır bildiğin mantı açacağız. Kıyma, soğan, maydanoz, un filan aldık fakat ne ile açacağız? Greenwich Village’da yürüyerek ulaşabildiğimiz küçük marketlerde oklava aradık, bulamadık. Duvara asmak için kullanılan kağıt havlu aparatlarından aldık en sonunda. Onunla mantı açtık. Ama son yıllarda hiçbir şey yapamıyorum.

 

Bu tempo ne kadar devam edecek?

Bir yıl daha dizi yapacağım. Çok zevk aldığım bir iş tabii ama sadece bir yıl daha bu düzende devam edeceğim. Sonra televizyona bir yıl ara vermek istiyorum.

 

Sonrasında ne yapacaksınız?

Film ya da tiyatro. Bir, bir buçuk yıl aradan sonra tekrar televizyon olabilir.

 

Geriye dönüp baktığınızda 6 yıldır neler değişti hayatınızda?

Şöyle bir şey var, ben de bunu yeni fark ediyorum. Hiçbir zaman kendimi bir kamera önü insanı, star, ne bileyim sahne sanatçısı falan gibi görmedim. Hala da görmüyorum. Ben daha çok yazan, idare eden, karar veren, planlayan bir insan gibiyim kendi gözümde. Yani kamera önüne çıktım, ışıkların altındayım, performansımı yaptım, alkışlar, sahne, kamera ve ben falan gibi durumlar hissetmiyorum. Hala yolda insanlar tanıdığı zaman, dalgın bir günümdeysem, şaşırıyorum!

 

İyi ama, oyunculuk biraz da ego işi değil mi?

Tam tersi bence egoyu kırma işi. Başkalarının hayatlarını, dünyasını görmek, anlamak, çözmeye çalışmak. “Oyuncu” ile “şov insanı” iki ayrı şey. Tuhaf ama, ben iyi oyuncuların utangaç insanlar olduklarını düşünürüm. Bunu öğrendikten sonra çekingenliğimden utanmamaya başladım. Özellikle ödül törenleri falan benim için kabus. Birkaç gün önce başlıyorum heyecandan gitmeme planları yapmaya.

 

Ama Kelebek’in 2 yıl önceki ödül töreninde beyaz uzun elbisenizle tüm ekiple birlikte sahneye koşarken çok rahat görünüyordunuz…

O akşam demin anlattığım gibi günlerce gerilip gerilip, sonunda çareyi bir votka portakal içmekte buldum! Onun için şahaneydim! (gülüyoruz)  Ben utanmaktan çok utanırım. “Hadi kızım, yap, kendine güven, kendine güven, çık konuş, niye utanıyorsun”, böyle yetiştirildim… Belki de bu yüzden lisede tiyatroya yöneldim, bu heyecanımı kırayım diye…

 

Başka hoşlanmadığınız bir yönünüz var mı?

Kendi kendimin ruh halini düşürebiliyorum. Benim kadar özenilmediğine, kontrolün bende olmadığına inanıyorsam hassaslaşıyorum.

 

Bundan sonra bir katili oynayabileceğinizi düşünüyor musunuz?

Elbette bambaşka karakterleri oynamak isterim. Bana iyi oyuncu diyenler var ama benim kafamdaki “oyunculuk” standardı başka. Bu benim hayat amaçlarımdan biri. Gerçekten iyi oyuncu olmak. Bunu 45’imde de başarabilirim, 70’imde de. Hiçbir zaman da olmayabilir ama ölene kadar çabalamaya devam edeceğim!

 

Yazıp çizdiklerinizi eşinizle paylaşır mısınız?

Yok, paylaşmıyorum. Zaten öyle bir vakit de yok. Ben biraz tek tabanca çalışmayı severim. Onun için tek başıma yazıyorum. Yaptığım işin sorumluluğu da benim olsun istiyorum.

 

Eşiniz moderatör olduğu bir seminerde, odanızın kapısında asılı duran “Tolerate Genius” (Dâhileri tolere edin) yazısından bahsetti…

Bir ajandamda iki sayfada bir özlü söz yazıyordu. Ben de sabahlara kadar çalıştığım, yani evin düzenini değiştirmeye başladığım bir dönemde bir sayfa koparıp odamın kapısına asmıştım. “Dâhileri tolere edin” diye… O sayfa orada kaldı. O kadar önemli bir şey değil.

 

Sizi ne motive ediyor?

Birkaç yıl önce “Statü Endişesi” diye bir kitap okudum. Herkese şiddetle tavsiye ediyorum. Sonuçta ne aşk, ne para, ne statü, ne ev almak, ne dünyayı dolaşmak… Bunlar mutluluğun uzun vadeli formülleri değil. Seyahate çık, gez nereye kadar… Sağlığın olduktan sonra seni uzun vadede mutlu edecek tek şey çok sevdiğin işi yapmak.

 

Mükemmeliyetçiliğinizden dolayı eleştiriye tahammülünüz yok gibi…

Bilakis tam tersi. Eleştiriye çok tahamüllüyüm. Çünkü yıllardır üzerinde en çok laf söylenmiş dizi Avrupa Yakası. Özellikle eleştiriler benim için çok önemli. Salakça olanlar, vurmak için, kıskançlıkla söylenenler değil…

 

Bu tempoda “eyvah başka şeyleri ıskalıyorum” hissi gelmiyor mu?

Arada sırada geliyor. Spora başlamam gerektiğini düşünüyorum. Binnur Kaya bana şan dersi hediye etti doğum günümde. Onu bu yaz yapabilirsem yapacağım. Zaten keyif aldığım işler, dönüp dolaşıp bu işlere geliyor.

 

Kariyer dur denilemeyen bir şey mi? Başlandığında bırakılamıyor mu?

Çalışmak bırakılamıyor bence. Eğer meyvesini iyi alıyor ve zevk de alıyorsan bırakamazsın. Ben 19 yaşından beri çalışıyorum. Başka bir hayat bilmiyorum. 1 yıl evde oturayım, öyle bir şey yaşamadım.

 

Yaptığınız işlerde hep bir hiciv, eleştiri var. Özel hayatınızdaki ilişkilerinize de yansır mı bu?

Yok tam tersi. Kendimi karşımdakinin yerine koyar, hep anlamaya çalışırım. Gerçek hayatta çok daha yumuşak ve utangaç biriyim aslında. Kırmaktan, ukala durumuna düşmekten çok korkarım. Yazarken daha rahat, daha cesurum.

 

Popüler hayatta başarıları sürdürebilmek için belli bir zamandan sonra kulvar değiştirmek gerekiyor sanki…

Şu anda memnunum yaptığım işten. Aslında çok da “popüler kültürde böyle bir eğilim var, şimdi gideyim de şöyle yapayım” diye düşünmüyorum. Benim bir şey hoşuma gitmezse, mutlu etmezse, isterse kariyerle ilgili dünyanın en doğru şeyi olsun, ben onu yapamam.

 

Kadın gazetecinin çaktırmadan üstlendiği bir misyonu olduğunu düşünürüm. Sizin aralara serpiştirdiğiniz mesajlarınız var mı?

Benim Harper’s Bazaar dönemindeki editör yazılarımda sürekli şöyle bir cümle geçiyordu 2-3 ayda bir: “Hayatınızı kendi avucunuzun içine alın”. Yani hayatınızın kontrolü sizde olsun, başkasında olmasın! Ama Harper’s Bazaar bir kadın dergisiydi, kadınlarla konuşuyordu. Şu an ben kendimi kadınlara mesajı olan bir yazar olarak düşünmüyorum.

 

Birçok kadının girişimi oldu mizahta. Ama başaramadılar. Siz de o azınlıktan, çok doğru hamlelerle sıyrıldınız…

Bunun kadınlıkla ilgisi olduğunu düşünmüyorum. Cesaretle, yetenekle alakalı. Başarabilecek birçok insan var. Ben kimseden mizahta kadın kotası isteyerek bu işi yapmış değilim. Sen kimseden dergi yazarı kotası isteyim bu işe girmiş değilsin. Zaten çatır çatır yapıyoruz bu işleri. Kadın ya da erkek olmamız ne fark ettirir ki? Ben herkes için mizah yapıyorum.

 

Kariyerle çocuk yan yana olabilir mi?

Bilmiyorum Nalan, senin söylemen lazım bunu! Ben nereden bileyim. Çok fedakarlık isteyen bir şey olduğu kesin. Herhalde zaman planlamasını çok iyi yapmak gerekiyor. Doğrusu hiç oturup düşünmedim bununla ilgili…

 

Peki sizin gibi meraklı bir kadın, çocuk serüvenini niye erteliyor?

Bu bana 5 yıldır sorula sorula, artık bana da fenalık geldi. Benim annem babam sormuyor ama sürekli birisi bana niye çocuk yapmıyorsun diye soruyor. Şu anda yapmıyorum, zamanı gelince yaparım. Ya da canım istemiyor… Çok çocuk isteyen biri değilim. 10 tane cevabı var.

 

Yazılarınızda sizin özelinizden pek bir şey yansıtmıyorsunuz…

Ben tercih etmiyorum özel hayatımdan bahsetmeyi.

 

Ama mesela eşinizle ilgili hangi konularda birbirinizi tamamladığınızı eminim birçok kadın merak ediyordur.

Özel konuları konuşmayı sevmiyorum. Seninle yemek yesem oturup sana bunları anlatırım. Arkadaşlarımla sohbet etsem oturup anlatırım. Ama tanımadığım insanlara niye anlatayım ki…

 

Çok özele girmeden… Bunca zamandır ilişkinizi sürdürmenize sebep olan temel duygu nedir?

İşte bunların başkalarını ilgilendirdiğini düşünmüyorum. Doğrusu, böyle şeyler olduğunda ben zevkle, iştahla okuyorum. Ama niye bunu anlatıyorlar diye de düşünüyorum.

 

Şu sıralar işin dışında sizi ne heyecanlandırıyor?

Bodrum’a gitmek. Tatil! (gülüyoruz…) Bu yaz oturup sinema filmi yazmak… Beni heyecanlandıran şeyler dönüp dolaşıp işte ilgili oluyor yine.

 

Tatilde mi yazacaksınız?

Evet, evet… Bu yaz yazacağım. Yaz sonuna kadar İstanbul-Bodrum arası gitmeli, gelmeli olacak. O sinema filmi heyecanlandırıyor. Başka bir format olacağı için korkutuyor da. Tür herhalde komedi olur da, ne hikaye var, ne karakter var… Daha hiçbir şey yok ortada.

 

Kontrollü bir kadın gibi görünüyorsunuz. Tutkularınız var mıdır?

Seyahatle ilgili çok heyecanlanıyorum. Londra’da birkaç senedir hep oyun görüyorum. Özellikle Londra’ya gideceğim zaman bayağı seviniyorum. Bütün gün gezip, yemek yiyip, oyun izlemek çok mutlu ediyor beni. Tam benim hayattan çaldığım zamanlar onlar.

 

Yorgunluk sonrasında kendinizi nasıl şımartıyorsunuz?

Bir SPA olayım var… (gülüyoruz…) Onu hakikaten seviyorum. Yurtdışı seyahatlerde masaj, bakım, kapalı havuz gibi şeyler yapıyorum. Yazın Bodrum’da kaldığım yerde de çok güzel bir SPA var. Geçen yaz gerçekten bu işin cılkını çıkarmıştım.

 

Siz Türkiye’nin zeki kadınlarından biri olarak gösteriliyorsunuz. Sizce kim zeki kadın?

Hayatıyla ilgili kararları kendi alan ve bu kararları uygulayabilen herkes, kadın veya erkek, zekidir zaten.

 

En çok güvendiğiniz özellik nedir?

En güvendiğim özellik kendime güvenmemem. İnsanı diri tutuyor! Özellikle böyle işlerde en büyük hata ukalalık! Hep ne bildiğini değil, ne bilmediğini düşünmek lazım glaiba. Öğretmen edasına büründüğün anda bitmişsin demektir, hep öğrencilikte kalmak lazım!

 

Avrupa Yakası’nın başarısının sırrı nedir sizce?

Ayıptır söylemesi iyi senaryo, iyi oyuncular, iyi reji, ekip, yapım, ama daha da önemlisi heyecanı, enerjiyi ve özeni hiç kaybetmemek.

 

Bahsettiğiniz tiyatro oyununda, Avrupa Yakası ekibi sahneye taşınacak mı?

Hiç bilmiyorum. Ben sadece bir oyuna karar verip yazmak istiyorum.

 

Bundan sonra bizi şaşırtmak için sırada ne var?

Söylersem şaşırmazsınız!

 

 

Kadın kadına

 

Kullandığınız parfüm?

5-6 parfümü aynı anda kullanıyorum, gününe göre. Ama Angel, Alien, Miss Dior ve Fantasy hep var.

 

Cilt ürünleriniz?

Nemlendirici ve makyaj temizleyici dışında bir şey kullanmıyorum. Bakımlar, maskeler falan vakit istiyor.

 

Çok memnun olduğunuz kozmetik ürünü?

Shiseido’nun göz makyajı temizleyicisi.

 

Küçük br güzellik sırrınız?

Pek sır değil ama iyi uyumanın her şeyden önemli olduğunu öğrendim, uykusuz kala kala!

 

Acil çözüm üreten bir kozmetik ürününüz?

Çok yorgun görünüyorsam, mesela akşam bir yere giderken, televizyon makyajında kullanılan Kryolan’ların örtücü stickleri kurtarıyor beni.

 

Gizli bir alışveriş cennetiniz?

İnternet!

 

Gardırobunuzda olmazsa olmazlarınız?

Günlük elbiseler ve yüksek topuklu çizmeler.

 

Uğurlu saydığınız bir eşya veya takınız?

Yok

 

Vazgeçemediğiniz restoran?

Park Şamdan ve Dragon

 

Tatilde gitmekten keyif aldığınız yerler?

Güneşli, denizli yerler.

 

Başucu kitabınız?

Kitaplar bittikçe değişiyor tabii!

 

Gitmeyi tercih ettiğiniz ülke ve neden?

Londra’yı seviyorum. Oyun seyretmek, sokaklarda dolaşmak, dilini iyi bildiğim bir yerlerde olmak ve oraya sadece 4 saatte ulaşmak güzel.