Kürşat Başar Hülya Aralik 2003

 

 

 

Zor aşkların yazarı

 

Romanları ve köşe yazıları ile büyük bir kadın okuyucu kitlesine sahip Kürşat Başar, son kitabında bu kez 1950’lerdeki gizli bir aşk hikayesini anlatıyor. Kadınların aşık olduklarında erkeklerden çok daha gözü kara olduğunu söyleyen gazeteci-yazar, şimdilerde yeni romanının müziklerini yapıp filmin senaryosunu yazmaya hazırlanıyor.

 

Nalan Miri Sözer

Fotoğraflar: Hamdi Kurt

 

Kürşat Başar’ın 7 yıl aradan sonra, 1950’li yıllarda dışişleri eski bakanı Fatin Rüştü Zorlu ile Vesamet Kutlu’nun yaşadığı aşktan esinlenerek yazdığı romanı şu aralar yok satıyor. Hikayede evli bir kadınla evli bir erkeğin yaşadıkları fırtınalı günler ve sonrasındaki zorlu ayrılık anlatılıyor. Gazeteci Emin Çölaşan’ın yıllar önce Hürriyet Gazetesi için Vesamet Kutlu ile yaptığı ve bugüne kadar yayımlanan ilk ve tek röportajdaki cümleleri kopyaladığı iddia edilen romanı için Başar, aslında etkilenmemek için konuyla ilgili fotoğraflara bile bakmadığını söylüyor.  Aşk romanlarıyla tanınsa da, aşk üzerine ahkam kesmemeye kararlı bir Kürşat Başar var bu kez karşımızda. Ünlü yazarla 2003’ün en güzel aşk romanı olmaya aday kitabın yazılış serüvenini ve kendisi ne kadar geri durmaya çalışsa da “aşk”ı konuştuk.

 

Son romanınız “Başucumda Müzik” ile uzun bir aradan sonra okuyucuyla buluştunuz. Ne kadar zamanda yazdınız?

Romanın yazılması iki yıl sürdü. Son romanımı yedi yıl önce yazmıştım. Titiz olduğum için aklıma gelen her konuda yazamıyorum. İçime sinen bir konuşu olması gerekiyor. Yazdıktan sonra defalarca tekrar yazdığım için uzun sürüyor. Benim mesleğim gazetecilik, köşe yazarlığı, televizyonculuk, radyo programcılığı. Geçen yıl Mart ayında gazeteden ayrılınca tamamen romana konsantre oldum. Zaten başka türlü de bitmeyecekti.

 

Peki kurguladığınız aşk hikayelerinde sizin aşklarınızın da yansımaları var mı?

Roman, yazarlarından bir takım izler taşır. İzlenimleriniz, gözlemleriniz, dinlediğiniz hikayeler, gördüğünüz filmler; bütün bunlar etki eder. Dolayısıyla böyle bir ayrım yapamıyorum. Kahramanı oluştururken, içine nelerin girdiğini ben de çok bilmiyorum. İnsan bilinç akışını, geçmişte kendini nelerin etkilerini pek net ayıramaz.

 

“Başucumda Müzik”te gizli ve yasak bir aşk anlatılıyor. Böyle olunca daha mı tatlı oluyor?

Belki daha tatlı olabilir ama onun da başka sıkıntıları vardır. Herkese göre değişir. Kimi çok mutlu olabilir. Aşık olunan kişiye, kocaya, kişinin yaşına, karakterine bağlı. Biri çok mutlu olurken başka bir insan vicdan azabından intihar edebilir. Romanda aşkın yasak olmasından ziyade iki insanın bu duyguya direnemeyip yaşamaları anlatılıyor.

 

Aldatma nasıl bir anlam buluyor ilişkinin içinde?

Hikaye aldatma şeklinde değil aslında. Kocasını aldatmış gibi hissetmiyor. Karar veriyor ve evliliğini bitiriyor. Adamın konumundan dolayı yasak aşk gibi geliyor. Gerçek hikayede ise zaten herkes onları tanıyor.

 

Kadın kahraman Fuat’ın sürekli kendisi hakkında ne düşündüğünü merak ediyor. Kadınlar birini sevince sürekli onu düşünmesini mi istiyor?

Kadınlar sevdikleri insana ve ilişkilerine daha çok konsantre oluyorlar. Erkekler çoğunlukla başka şeylerle de ilgilenirler. Aşk ya da ilişki bir kadının hayatında daha fazla yer tutuyor.

 

Romanınızdaki kadın sizin hayatınızdaki kadın formatına ne kadar yakın?

Cesur, dürüst, kararlarını kendi verebilen, bunu yaparken çevresini de düşünen, insanı yönü de kuvvetli bir kadın. Başkaları yüzünden kendi hayatını engellemeyi göze alıyor, cesur olup da gözü karar değil yani. Bu özelliklerinden dolayı yakın diyebiliriz…

 

Aşk, kitaplarınızın demirbaşı… Yaşamınızın içinde hayatın karşılığı aşk mı?

Herkes için ne kadar önemliyse benim için de o kadar önemli. Bunlar üzerinde konuşulacak şeyler değil. Herkesin kendisinin yaşadığı, kendi tecrübesiyle öğrenebileceği bir konu. Benim anlatmama gerek yok. Kuramsal bir şey değil. Ben herkesten iyi bilirim ve size de öğreteyim gibi bir durum yok.

 

Heyecanı diri tutmadığınız taktirde aşk maalesef bir süre sonra sönüyor. Aşk bitmeye mahkum mudur yoksa mesela 30 sene yaşanabilir mi?

İnsanlar sorumluluklarının arasında bazı formüllerin peşindeler. Bu çabalar ilişkileri iyileştirir; aşkla ilgili bir şey değildir. Bunun sağlıklı yaşam reçetesi gibi bir formülü yok. Aşkı nasıl koruyabilirsiniz yani? Korunacak değil, yaşanacak bir şey. O duygu eğer yoksa sen onu formülle tekrar oluşturamazsın. “Aşık oldum ömür boyu sürer” diye de bir şey olamaz.

 

Kadınla erkeğin aşkı yaşarken hissettikleri farklılıklar nedir sizce?

Mesela “Başucumda Müzik”te kadın her türlü olumsuzluğu göze alabilecek kadar aşkını önemsiyor. Hayatı allak bullak oluyor,  evliliği bitiyor, dedikodular oluyor. Hatta bütün geleceğini tehlikeye atıyor. Fakat o coşkuyu yaşamak bile bütün bunları karşılar gibi geliyor. Çok genellemeyi sevmiyorum ama kadınlar erkeklerden daha yüksek dozda yaşıyor. Erkeklerden daha akılcı bakabilirler böyle bir durumda.

 

Romanınızda “Bir konuda fazla bir şey düşünürseniz yapamazsınız” demişsiniz. Çabuk mu karar verirsiniz?

Hayır tam tersi ben çok çabuk karar vermem. Çok ince eleyip sık dokuyorum. Birçok şeyi de yapamamam bu sebepten dolayı. Çünkü çok düşünürüm. Şöyle mi olur, böyle mi olur, birisini incitir miyim, onu üzer miyim diye. Bu kadar çok düşünce ve kendini karşındakinin yerine koyma alışkanlığı varsa bu sizi çok durdurur hayatta.

 

1950’lerde geçen bu aşk romanında, dışişleri eski bakanı Fatin Rüştü Zorlu ile Vesamet Kutlu’nun hikayesinden esinlenmişsiniz. Başka aşk hikayeleri de varken neden bu hikayeyi seçtiniz?

Esasen bir tesadüf. 1950 ile 60 yılları arasında geçen başka bir konuda yazıyordum. Araştırırken bu aşk hikayesine rastladım ve çok etkilendim. Politik açıdan Türkiye için de önemli bir dönem. Bu yüzden kendi romanımı yazmak istedim.

 

Hikayenin bazı cümlelerinin, Emin Çölaşan’ın Vesamet Kutlu’yla yaptığı röportajdan alındığı söyleniyor. Yazdığınız roman aslına ne kadar yakın?

Sadece Emin Çölaşan’ın röportajını okudum. Hatta etkilenmemek için fotoğraflarına bile bakmadım. Sonra araştırmacı gazetecilikle röportajla romanda benzeyen cümleler yazıldı. Kitabın başında “Bütün bunlar gerçektir, aynı zamanda yalandır. Çünkü ben yazdm” diyorum zaten. Roman bana göre gerçekle hayalin arasında bir sınırda oluşur. Burada Leyla Gencer’den Dexter Gordon’dan, Doris Day’dan bahsetmem de, hikayenin gerçek bir olay olmasını çağrıştırıyor. Bir ayağı gerçekte diğer ayağı rüyada yani. Diğer romanlarımda yapmak istediğim kuramsal yazımı bu romanda gerçekleştirebildim.

 

Nasıl bir araştırma süreci geçirdiniz?

Daha çok günlük hayatın akışıyla anlatmak istedim o dönemi. Mesela müzikle, kıyafetlerle, çay takımlarıyla, gittikleri yerlerle… Dolayısıyla yaşamadığım br dönemi koklamam lazımdı… Ankara, Paris, Venedik, Londra, Amerika gibi farklı şehir ve ülkelerde geçtiği için buralardaki günlük yaşamı; çok fazla kullanmadığım halde dönemin bütün politik yapısını araştırdım.

 

Mesela kadın kahramanın babasının ölüm anı çok etkileyici geldi bana göre. Yaşadığınız bir olayı anlatmanız ifadenizi belki daha etkili hale getiriyor mu?

Belki insan yaşadığı bir şeyi daha iyi anlatıyor olabilir. Ondan çok emin olamıyorum. Esasında yazarken de yaşıyorsunuz siz onu. Bir anlamda o durumun içine giriyorsun. Ne hissedeceğini, ne yapacağını, onun hakkındaki her şeyi düşünüyorsun… Çok da yaşamış olmakla ilgili bir şey değil.

 

Genelde hikayelerinizi kadın kahramanın ağzından anlatıyorsunuz. Erkek bir yazar olarak kadının duygularını anlatmak zor bir şey değil mi?

Aslında ben erkek olduğum için kadınları daha çok tanıyorum.  Bir erkekle o kadar yakın olmadığım için bir erkeği anlatması daha zor. Birinin yerine geçebilmekle; empatiyle ilgili. Mesela başka bir kitabımda eroinmanı anlatmıştım. Tanıdığım bir eroinman bile yoktu. Ama durumu anlatırken dediğim gibi bütün olasılıkları düşünüp kendimi onun yerine koyuyorum.

 

Üslubunuzda bir farklılık var mı?

Her anlatılan durum ve kişiye göre üslup da değişiyor. Burada önceki romanlarıma göre daha yaşlı bir kadın var. Sonuç olarak dil insanın dünyasını oluşturur. Anlatma biçiminiz, konuşmanız bütün geçmişinizi, tecrübenizi, eğitiminizi, dünyaya bakışınızı yansıtır. Bütün bunlar üslubu da etkiler.

 

Peki yaptığınız müziğin bu romanda izleri var mı?

Yazarken caz dinliyordum. Kadın Paris’te bir gece tek başına kulübe gidiyor ve ünlü zzenci saksafoncuyu dinliyor. Çok sevdiğim Dexter Gordon’a gönderme yapmış oldum mesela. Ayrıca kitabın başındaki şarkının sözlerini ben uydurdum. Ama o sözleri yazarken dinlediğim; bana ilham veren sözleri olmayan bir şarkı var. Şimdi romanda sözleri olan şarkıları soundtrack yapacağız. Birkaç ay içinde hikayenin müzikleri hazır olacak.

 

Film yapma gibi bir proje var mı?

Var ama daha konuşma aşamasında

 

Yazmanın dışında size neler keyif veriyor?

Yazma-okuma ve müzik vazgeçilmezim. Evde film seyretmeyi, dışarıda arkadaşlarımla yemek yemeyi seviyorum. Dışarıda dolaşmaktan ve gece hayatından pek haz etmiyorum. Her tatilde de bir yere gitmem. Ev tipiyim yani.

 

Ya diğer projeleriniz?

Gazete, televizyon görüşmelerim devam ediyor. Diğer yandan bir de dergi projesi var.

 

Mekan için Etiler Paul’e, Gramafon için Esperanto hediyelik eşya mağazasına ve kostüm için Bella Bicchi’ye teşekkür ederiz.