Mehmet Günsür Hülya Aralik 2005

 

 

Hayatımın Kadınını Buldum

 

Şimdiden söyleyeyim: eğer bu röportajı sırf Mehmet yakışıklı çocuk diye okuyacaksanız hemen vazgeçin. Çünkü şuursuzca durup durup “ayy bakışları, ayy dudakları” diye anlatmayacağım…Yeni projelerinden aşk hayatına, küçüklük anılarından hakkında çıkan dedikodulara kadar bu bilmediklerinizin röportajı!

 

Malum Mehmet Günsür, Beyaz Gelincik dizisinin seti için sık sık Adana’ya gidip geliyor bu aralar. Beş gün Adana, bir gün İstanbul, sevgilisini görmek için İtalya falan…Uçup konma durumlarında yani. O hengamede bize de vakit ayırdı sağolsun…İstanbul’da akşam saatlerinde röportaj için Yeniköy Paul’de buluşuyoruz. 30 yaşla birlikte yakışıklı diye bahsedilecek günlerini çoktan geride bırakmış; neredeyse başka boyuta geçmiş o! Zaten cepte bir karizması vardı hep…Onun üzerine, yaratıcılık kremalı sanatçılık, fırlamalık üstü bir cool’luk gelmiş. Varın ötesini siz düşünün. Neyse… Sesini yükseltmesine gerek bırakmayan özgüvenine yaslanarak konuşmaya başlıyor. İkisi İtalya’da, diğeri İngiltere’de rol alacağı 3 film projesini fısıldıyor önce! Sonra da yavaş yavaş başlıyor açılmaya. Şeffaf, kabuksuz ve naif…Yaşamın her anında ayaklarını yerden kesecek sebepleri olduğunu, macera hakkını nasıl uzaklara kaçarak kullandığını sözlere döküyor. Önceki sevgililerini aldattığını itiraf ediyor; ardından hakkında yapılan biseksüel dedikodularını, “terfi ettim” diyerek ti’ye alıyor. Aa bir de küçükken masanın altında naylon çoraplı kadınların bacaklarına nasıl dokunup kokladığını hatırlıyor. Onun o halini düşününce…Çok komiik! “Vay be ne kadar rol yapmaktan uzak” şaşkınlığı yaşarken, minicik bir yetenek sızıntısıyla yüzünüze tokat gibi patlıyor adamın aktör ruhu. Gönül işleriniz nasıl diye sorduğumda ise İtalyan sevgilisi için o benim hayatımın kadını diyor. Offf, ki ne off yazmayayım diyorum ama…Biliyorum, bu satırları okuyanlar iki günde toz olup kaybolan adamları hatırlayıp dert derman sahibi olacaklar. Ama ne yapalım Mehmet böyle! Kendini ve hayatı acayip farkında, bilinci sürekli teyakkuzda çoook eğlenerek yaşayan keyif adamı o. Şüphesiz insanı içine alan ve yutan yeteneğini de böyle besliyor…Zaten çekimler esnasında enerjisini derinden derinden açığa çıkarması ve sözlere dökülmeyen karelere hayat vermesi de bütün bunların kanıtı gibiydi. Açık söyleyeyim, konuşurken kafanızın içinde bir yerlere dokunan bu sade ve asil ruhlu adamdan öğrenecek çok şey var. E hadi gerisini ondan dinleyin…

 

Elele’ye verdiğiniz ilk röportajda27 yaşındaydınız. Yaş aldıkça kendinize ve oyunculuğa dair ne hissediyorsunuz?

Hiç bitmeyecek bir yol; enteresan. Başka kimliklere bürünmek için kendi kimliğini çok iyi bilmek zorundasın. Kendi içindeki çatışmalardan tut da komplekslerine, önyargılarına kadar yok etmek zorundasın diye düşünüyorum. Çehov’un bir lafı vardır, eğer sanatın üzerine çalışmak istiyorsan önce hayatın üzerine çalış diye. Buna inanıyorum. Oyunculukta çalışınca, ister istemez hayatın üzerine çalışıyorsun. Bir şekilde kendini yontuyorsun. En nötr hale ya da ona en çok yaklaştığın hale kadar. O yüzden bu yolculukta insan kendini çok keşfediyor.

 

Sizinkisi nasıl bir yolculuk?

7 yaşından beri kameraların önündeyim. Mesela ben lisede bile he gün mutlaka sahneye çıkardım; yıllarca şarkı söyledim. Profesyonel anlamda tiyatro yaptım İtalya’da, formasyonum geniş yani. 25 yaşına kadar da oyunculuk eğitimi almadım ama bunların hepsi birer eğitim. Eğitim aldıktan sonra, bazı şeyleri neden yaptığımın farkına vardım. Tabii ki çok şey öğrendim ve öğreniyorum. Sonuçta oyuncunun tek enstrümanı var, o da kendisi. Bunun değişik metodları, teknikleri var. Aynı zamanda bir bilinç,sorumluluk. Bu gibi şeylerin farkına varıyorsun.

 

30 yaşında nasıl bir adam olarak görüyorsunuz kendinizi?

Kendimi 8 yaşında gibi hissediyorum. Ama tabii ki bir takım sorumluluklarım var. Hayatı seven, umut dolu, umudunu da hiçbir zaman kaybetmeyecek gibi gözüken, anları yakalamaya çalışan, insanları ve hayatı seven, oyunculuğu seven ve ilerlemek isteyen, günün birinde kendi filmini çekmek isteyen bir adam. Hiç küçükken hayal ettiğim 30’lu yaşlardaki insanlara benzemiyorum. Zaten fiziksel anlamda da hala küçük gösteriyorum. Değil mi? 30 yaşında denemez yani. O yüzden bunun keyfini çıkarıyorum.

 

Yatırımınızı nasıl bir erkek tipine yaptınız?

Ben çok şanslıyım. Bir sürü insanın meşhurluk durumunda ayaklarının altındaki zemin kayıyor. Sonra da olmadıkları bir hale dönüşüyorlar. Benim zeminim sağlam. Neysem öyle devam ediyor. O yüzden sadece kendim gibi olmaya yatırım yaptım ben.

 

Özgüveninizin sebebi nedir desem?

Herhalde kendimi tanımak. Ama bitmedi, bitmeyecek de. İnsan her gün kendiyle ilgili yeni bir şeyler keşfediyor. Ne isteyip ne istemediğini bilmek, neyin hoşuna gidip neyin gitmediğini bilmek…

 

En çok güvendiğiniz yönünüz?

Anlayışım. Hatta bazen insanları fazla bile anlıyorum. Anlamamam lazım. Kazandırdığı şey, anlamak ve anlaşmak. İşimde de önemli. Kaybettirdiği ise bazen bu yüzden hayır diyemiyorum.

 

Bir erkeği ne karizmatik yapar sizce?

Kadınlar kendilerini güldüren erkekleri beğenir. Bilmem…İlk bakılan şey fiziktir. Mesela bir kadında benim için önemli olan zekadır. Bir kadın için de bu önemlidir diye düşünüyorum. Gözler, ayaklar, vücut dili, ses tonu her şey olabilir.

 

Hep cool bir duruşunuz var. Kadınlar sizin hangi yönünüzü eğlenceli buluyor?

Aslında bayağı eğlenceli bir adamım. Müzik, muhabbet, paylaşmak olsun…Evet cool’um ama eğlenceliyimdir de.

 

Nasıl bir eğlence hali yani?

Her an. Hayat çok eğlenceli bir kere. O anları yakalarsak, ne kadar şanslı olduğumuzu unutmazsak mükemmel…

 

Erkek erkeğe takılmayı sever misiniz?

E tabii her erkek çocuğu gibi. Ben hala kendimi 8 yaşında erkek çocuğu gibi hissediyorum mesela. Severiz bir arada olmayı.

 

Peki ev kuşu musunuz yoksa eğlence delisi mi?

Dönemlere göre değişiyor. Bazen orası senin burası benim… Dolce Vita! Keyfini çıkarıyorum. Kız arkadaşımla belki bir yerde kalıyoruz zamana bağlı olmadan. Bazen her gece çıkıyorsun. Her gece başka parti, İtalya’da ya da burada. Gezip duruyorsun, eve girmiyorsun. Şimdi ise çok çalıştığım için ev kuşuyum. Eve gireyim, biraz kafa dinleyeyim durumundayım.

 

Kızlar sizi çok beğeniyor. Magazin için iyi bir malzemesiniz aslında. Niye sevgilinizin peşine hiç düşmüyorlar?

E yani öyle bir insan olmadığım için. Sonuçta birçok gazeteci arkadaşı tanıyorum. Tanımadıklarım da az çok biliyorlar benim nasıl bir tavrım olduğunu. Zaten beni bulamazlar ki peşimde koşsunlar. Yani fazla bilinen yerlerde değilim. Ama hiç düşünmemiştim neden sevgilimle görüntülemek için peşimde koşmadıklarını. Metroya da biniyorum, minibüse de. Belki de çok malzeme vermiyorum. Kime ne söyleyeceğimi herhalde yavaş yavaş öğrendim galiba. Gizlediğim, çekindiğim bir şey yok. O yüzden rahatım. Neysem oyum. Doğal davranıyorum.

 

Yaptığınız işler belleklerde hep yer ediyor. İşte budur; oyunculuk için gönderilmişim diyor musunuz?

Hayır. “Ben oyunculuk için gelmişim bu hayata” demiyorum. Birçok şey yapabilirim diye düşünüyorum. Bir sürü şey de yaptım zaten şu ana kadar. Oyunculuk çok keyif aldığım, çok tutkulu bir şekilde inanılmaz eğlendiğim, böyle kahkahalar atarak yataklarda tepinerek yaşadığım bir ruh hali.

 

Bennu Gerede’nin Teslimiyet isimli sergisinde namus cinayetine dikkat çektiniz. Bu projede yer almanızın sebebi neydi?

Bennu’yu tanıyorum zaten. Bu bir hayır işi aslında. Buradan kazanılan para bir vakfa gidecek.

 

Sinemaya güçlü bir karakter oyuncusu olarak çok yakışıyorsunuz. Çabucak tükenen dizilerde oynamak niye?

Evet o çabuk tükenme işi biraz can sıkıcı. Ama tabii ki bunu bilerek giriyorsun bu işe. Ekonomik bir getirisi var tabii ki. İkincisi çok hızlı olmak zorundasın, acayip bir antrenman. Sinema ise çok farklı; başı ve sonu belli. Uzunca bir zaman hazırlanıyorsun. Benim için dizi ayrı, sinema ayrı. Ama dediğin gibi dizi çabuk tükeniyor.

 

İki beden büyük olduğunuzun farkında mısınız peki dizi oyunculuğu için?

Öyle bir şeye inanmıyorum. Dizi oyunculuğu diye bir ayrım olduğunu düşünmüyorum. Oyunculuk oyunculuktur. Bu işi seviyorum, tutku benim için. Bu yüzden her şekilde keyif alıyorum.

 

Herkes aslında kendi hayatında kaderin çizdiği rolleri oynar. Sizin özel hayatınızda en sevdiğiniz rol?

Valla hepsinden çok keyif alıyorum. Böyle bir ailem olduğu için çok şanslıyım. Onların oğlu olmaktan, kardeşi olmaktan çok büyük keyif alıyorum. Çok sevdiğim bir sevgilim var; hayatımın kadını. Ben de onun hayatının erkeğiyim. Böyle olmaktan çok büyük keyif alıyorum. Güzel tavuk kanadı yapmaktan ve bununla meşhur olmaktan çok büyük keyif alıyorum. Patates salatası yine öyle. Müzik benim için çok çok önemli. Mesela beni çok yakından tanıyan insanlar bana oyunculuk değil, senin hikayen müzik derler. Hayatın tadını çıkarmaya çalışıyorum her koşulda.

 

Hakkınızda dedikodu duyuyor musunuz hiç?

Yapıyorlar, özellikle dergi koridorlarında. (gülüyoruz) Mehmet Günsür her fırsatta Olympos’a gidip çadır kurar falan diye duyuyorum. Olympos’a giderim ama çadır kurmam yani. Hani şeyleri geçiyorum, eşcinsellikti, biseksüellikti. Bir ara eşcinseldim, şimdi biseksüelliğe terfi ettim! Bunlarla toplumun cinsel problemlerini yavaş yavaş hallettiğini görüyoruz. Kafalar biraz daha açılmış yani. Bravo.

 

Birçok erkek aşkı küçümserken, adını bile ağzına almaya korkarken siz sık sık aşık olduğunuzu söylemekten çekinmiyorsunuz. Aşık olduğunuzu söyleme hali mi seksi geliyor size?

Bana soru sorulduğunda cevap veriyorum. Aşık olur musunuz sorusunun cevabı, evet çok sık olurum. Benim için durum bundan ibaret. Gerçekten de öyle. Şanslıyım, çok aşık oldum bugüne kadar. Hayatta asla tek aşka inanmıyorum. En az 7 kere falan aşık odum. (parmakla sayıyor çok komik, gülüyoruz…)

 

Aşk hakkında neyi anladınız?

Nasıl bir kadınla birlikte olabileceğimi anladım. O da şu anda yaşadığım ilişki.

 

Size aşk acısı çektiren kadına mektup yazsaydınız, ilk önce ne derdiniz?

Garip olacak ama dürüstçe söylemek gerekirse o anlamda çekmedim. Ama ben acı çektirdiğim için çektim. Bir kere hepsiyle görüşüyorum zaten. En kısa zamanda görüşmek üzere derdim. Birtakım şeylerin kafada hallolması gerekiyor ki, o düzeye gelinebilsin.

 

Başka bir kadına aşık olduğunuzda nasıl terk edersiniz?

Hala aşıkken de bittiği oldu. Bitmek zorundaydı. İleri gidemiyorduk. Acı çekiyorduk. Bir insanın başka bir insanla birlikte olmasının nedeni daha iyi olmak içindir. Daha kötü olmak için değil. Dolayısıyla yürümeyen şeyler olabilir, tükenir kalır. Yapacak bir şey kalmaz. Gelecek göremediğim ilişkileri bitiriyorum.

 

Bir kadını macera için elde etmek istediğinizde erkekçe klasik bir metodunuz var mı?

O andaki durumum neyi elveriyorsa ya da nasıl bir çılgınlık halindeysem… Aslında çok emprovize yaşayan bir adamım. Yaşam da zaten bu yüzden güzel. O yüzden evet çılgınlık yapılabilir. Bir yere gidilebilir, 4000 metreden paraşütle atlanabilir. O andaki duruma bağlı.

Serserilik yapmak istediğinizde nerelere kaçarsınız?

Yeni yerlere. Yalnız da gidebilirim mesela yeni yerlere. Yapıyorum, yapmaya özen gösteriyorum. Rahat yaşıyorum yani.

 

Sevgiliniz İtalya’da, siz Adana’dasınız. Görüşebiliyor musunuz?

Adana’ya da geliyor, İtalya’ya da gidiyorum. Sık sık görüşmeye çalışıyoruz. Sürekli beraber olmamak zor. Ama katlanıyoruz. Hikaye devam ediyor çok güçlü bir şekilde. O yüzden bazı şartelleri kapatarak yaşamaya devam ediyoruz.

 

Nasıl bir kadın? Neyinden etkilendiniz?

Çok rahat bir kadın bir kere. Benim gibi. (Sonra da bir kadının bu cevabı okuduğunda söyleyeceği gibi sesini inceltip “ben de” diyerek taklit ediyor. Yakışıklılığından mütevellit kendine olan güveniyle… gülüyoruz!) Onunla hayata bakış açımız da birbirine benziyor. Bir belgesel yönetmeni. Beraber uçabileceğim bir kadın.

 

İlişkinizde en çok ne zaman haz alıyorsunuz erkeklik egonuzdan?

Tabii ki her erkek geyşayı çok sever. Türk erkekleri bu şeylere kafayı takmışlardır. İki tarafa da keyif veren şeyler olmalı. Zorla olabilecek şeyler değil. Yemek yapmak olabilir! Erkeklerin bavullarını kız arkadaşları hazırlar mesela. Bu da kadınların içindeki o geyşalık ruhunu ortaya çıkarır. E tabii bu da erkeğin hoşuna gider tabii ki. Kimin gitmez ki.

 

Boğa burcusunuz. Sabırlı olmalarının dışında öfke patlamalarıyla da bilinir bu burçtakiler. Peki ya siz?

Saygısızlık. Her türlü şekilde. En geniş anlamıyla. Bunun içine ön yargı da girebilir. Başkalarının ön yargısı, insanlara saygısızlık sinirlendiriyor. Onun dışında hayatımda çok fazla sinirlenmedim. Hatta fazla sabırlıyımdır. Bazen eleştiri bile almışımdır bu yüzden. Ama benim için de sabrın kalmadığı belli noktalar var.

 

Nasıl yani? Doğuştan mı sinirleriniz yok?

Evet. Doğuştan sinirim yok galiba. Yanlış doğmuşum. (gülüşüyoruz)

 

Güne başlarken afyonunuz patlamadan önce nasıl bir ruh halinde oluyorsunuz?

Durgunum. Sinirli falan olmam. Yeni bir gün hadi bakalım, ne oluyo ne bitiyo diye başlarım. Kahvaltı alışkanlığım yoktur mesela. Çünkü çok uzun yıllar lisedeyken 6.30’da servis geldi. Ben uyumayı çok seviyorum. Dolayısıyla o yüzden hep 6.25’te kalktım. Yani 5 dakika yetiyordu. Kahvaltı alışkanlığım zaten yoktu. Şimdi tamamen yok oldu. Mesela asla aç kalkmıyorum. Belki o bir saat sonra direkt öğle yemeğine dönüşüyor. Bazen brunch oluyor. Otellerde hiçbir zaman kahvaltıyı yakalayamıyorum.

 

Hayattan aldığınız zevk ne zaman tavan yapar?

Yoldan geçen arabanın sıçrattığı yağmur suyundan şemsiyesini tutarak kurtulan bir genç kız benim ayaklarımı yerden keser. Gökyüzüne baktığımda uçan bir balon gördüğümde ben de onunla birlikte giderim. Bir gülücük gördüğüm zaman ayaklarım yerden kesilir. Hayatla ilgili güzel anlar gördüğüm zaman kolay mutlu oluyorum. İçim sevgi doluyor.

 

Yeni projeleriniz nedir?

Üç tane film projesi var. İki tanesi İtalya’da. Biri İngiliz-Türk ortak yapımı, İngiltere’de çekilecek. Ümit Ünal’ın senaryosunu yazdığı, Sultan Mutfakta isimli proje. Serra Yılmaz, ben, Güven Kıraç var kadroda. İtalya’da organ mafyası hikayesi. Bir de kendini keşfetme ve hayatının aşkını bulma hikayesi var. Biri Sicilya’da, diğeri Lecce’de.

 

Peki Türkiye’de tiyatroda izleyecek miyiz sizi?

Neden olmasın. Konuşuyoruz.

 

Bir sonraki sezonda mı?

Bilmiyorum. Böyle bir fikir var. Bir takım sevdiğim insanlar, oyuncu arkadaşlarım var. Onlarla bir takım kimlikler düşünüyoruz.

 

Oyun belli mi?

Belli değil ama sert bir şeyler olsun diye düşünüyoruz. Yani güzel diyalogların olduğu. Mesela geçen gün birisi Tarantino’nun “Rezervuar Köpekleri” için aradı. Döt beş erkek oyuncu eğlenmek istiyoruz. Dolayısıyla komedi yapmak istiyorum ama yapmak istediğimiz komedi değil. Daha “hard core” bir şey.

 

Son olarak, yaşlanmak kaçınılmaz, yakışıklılık ise gelip geçici. Estetik ve botoks’a nasıl bakıyorsunuz?

Yazık diyorum. İnsanlar ifadelerini falan kaybediyorlar. Basın fazla takmış bu güzellik, yakışıklı erkek, kızların gönlünü feth eden yakışıklı erkek meselesine. Yani yeter artık. Sıkılacaklar diye düşünüyorum inşallah. O yüzden kafayı falan takmıyorum bu meseleye. Düzgün bir şekilde yaşlanmak, beyaz ve uzun saçlı bir dede olmak istiyorum.

 

MEHMET HAKKINDA HER ŞEY

 

Almayı sevdiğiniz iltifat?

Yemek pişirirsem, mükemmel olmuş harika bir iltifattır benim için. Yarattığım bir şeyin övgü alması diyebilirim.

 

Gizli olduğunu düşündüğünüz yeteneğiniz?

Şu ana kadar hiç yönetmedim. Yönetmek çok istiyorum.

 

Sizi etkilemek için hangi sözü söylemek lazım?

Ne değil, nasıl söylediği önemli.

 

Seks?

Kaçınılmaz.

 

En iyi seks zamanı?

Öyle yemeği sonrası.

 

Güzel bir kadında en çok neden etkilenirsiniz?

Değişir. Ten, gözler, koku, dudaklar…İlk göze çarpan fiziksel özelliklerdir, vücut dili aslında! Binlerce şey olabilir.

 

İhanet deyince?

Saygısızlık.

 

Oyunculuğun sorumluluğu?

Hayatını düzene koymak, iyi hazırlanmak, enstrümanını çalıştırmak, yeterince soru sormak.

 

Takıntınız?

Asla istediğim pantolonu bulamamak.

 

Giyimde marka tercihiniz?

Hayır yok. Zara’ya bir uğrarım ne var diye. Vitrinde bir şey görüp beğenip alırım.

 

Parfümünüz?

Davidoff Coo Water

 

Bir itiraf istesek?

Geçmiş ilişkilerimde aldattığım zamanlar oldu. Sonra onlar bunu öğrendiler ve bitti. Zaten böyle bir durum varsa benim için iyi gitmiyordur o ilişki. Bir de küçükken masanın altına girip naylon çorap giymiş kadınların bacaklarını koklayıp dokunurdum. O hissi çok severdim. Naylon çorap ve bacak.