Ozan Güven Hülya Kasım 2003

 

res1 res1 res1 res1 res1

Tatlı Serseri

Muzip, neşeli, yetenekli ve mütevazı… ATV’deki “Bir İstanbul Masalı” dizisiyle hayatımıza giren Güven, serserivari karizması, farklı yorumculuğu ve yeşil gözleriyle şu sıralar ulaştığı popülaritenin şaşkınlığını yaşıyor. Henüz vizyona girmeyen “GORA” filminde eşcinsel bir robotu canlandıran Güven, oyunculukla beğenilme egosonu tatmin ettiğini söylüyor.

Nalan Miri Sözer
Fotoğraflar: Hamdi Kurt

Sekiz yaşındayken Almanya’dan İzmir’e gelmişsiniz ve oyunculuk deneyimiziniz Belediye Konservatuarı’nda başlamış. Peki ya sonası?
Aynı zamanda futbol oynuyordum Karşıyaka’da. Bütün amacım futbolcu olmaktı aslında. Bir anda tiyatroyla ilgilenmeye başladım. Sonra ’92 yılında İstanbul’a taşındık. Çocuk tiyatrosu, Şahika Tekand’ın “Stüdyo Oyuncuları” ve okul derken oyunculuğun içinde buldum kendimi. Bu arada reklam görüşmelerine gidiyordum ve aynı zamanda Beşiktaş’ta ayakkabıcılık yapıyordum.

Oyunculuk hayaliniz miydi?
Zaten ayakkabıcılıktan para kazanıyordum. Hayatımın en güzel günleri orada geçmiştir; hala da gidiyorum oraya. Oyunculuk kendi kendime yaptığım bir şeydi. “Popüler olayım, bu işten para kazanayım” diye bir hedefim yoktu. O yüzden, biraz daha kolay olduğunu düşünüyorum. Yoksa bazı şeyleri zorlayınca çok daha fazla problem çıkar ya…

Biraz tesadüflere bağlı oldu diyebilir miyiz?
Her şeyde olduğu gibi bunda da tesadüfler var. Hayatın insana birkaç yerde şans tanıdığını düşünüyorum. İşte orada müdahale edebiliyorsunuz hayatınıza. Ben de doğru müdahalelerde bulunduğumu düşünüyorum.

Eğer oyuncu olmasaydınız neyle ilgilenirdiniz?
Muhtemelen ayakkabıcılık yapmaya devam ederdim.

Oyunculukta hangi duygu heyecanlandırıyor sizi?
Galiba seyredilme duygusu. Beğenilme egosunun tatmin edildiği yer olarak görüyorum oyunculuğu. Dışarıya çıkınca bir sürü insan beni tanısın istemiyorum ama işimden dolayı saygı göstersinler bana. Yani beğenilme duygusu ve hayranlık duygusu; daha çok hayvani bir güdü ama herhalde bundan olsa gerek. İnsanların gözünün önünde çok başka bir şey yapıyorsunuz ve bu  dünyanın en zor işi bence. Bunu iyi yapınca da tadından yenmiyor. Duygu olarak da insan kendini iyi hissediyor…

“İkinci Bahar”dan sonra hemen başka bir projede çalışmadınız ama…
Özellikle uzak kalmak istedim. Ama oynamadığım zaman özlüyorum oyunculluğu. Bu işin hastasıyım galiba! Oynamayı, kamerayı özlüyorum…

Konservatuar eğitimi aldınız mı?
Oyuncu olmamın sebeplerinden biri fizik, kimya ve matematikten sürekli kalıyor olmamdı. Sadece ezber yapabileceğim bir alanda başarılı olabileceğimi düşünüyordum. Ömrüm boyunca sürekli ders çalışır gibi yapmaktan çok sıkıldık. Konservatuvar okumaya karar verdim, sınava girdim ve ilk elemeyi geçtim. Ama şaşı olduğum gerekçesiyle kazanamadım… Hiç önemli değil! (gülüyor…)

Peki siz ne yaptınız?
Tedavi gördüm desem çok komik olur mu? Eve gidip aynaya baktım ben şaşı mıyım diye. Olmadığımı teyit ettim kendi kendime. Belki de başka bir problem vardı ama bundan daha kötü bir gerekçe olamazdı. Bunalıma açık bir durum olsa “Evet ben şaşıyım” diye dolaşabilirdim aylarca, yıllarca… Sonra da Mimar Sinan Üniversitesi’nde modern dans eğitimi almaya başladım.

Neden başka bir bölüm değil de dans?
Stüdyo Oyuncularındayken Şahika Tekand “Sen niye modern dans okumuyorsun?” dedi. Modern dansın varlığından haberdar olunca çok eğlenceli olabileceğini düşündüm. Okula gidiyorsun ve dans ediyorsun. Üstelik ezber bile yapmak zorunda değilsin…

Aldığınız eğitimi işinizde nasıl kullanıyorsunuz?
Vücut dili ve kendinle barışık olma konularında çok faydalı olduğunu anladım. Daha sonra akıl başa gelince fark ettim ki, modern dans okuduğum için çok da mutluyum. İleride içime sinen müzikal olursa hem dans edip hem de oynamayı çok isterim.

Peki okul bitti mi, devam ediyor mu?
Okulla birlikte aynı zamanda kariyer, iş, eğitim… Hepsi bir arada zor gidiyor.

Sizce oyunculuğunuzla mı dikkat çektiniz yoksa karakterlerin enteresan olması mı bir şanstı  sizin için?
Önceden kim olsa aynı şekilde oynar diye düşünüyordum ama artık ben de birşeyler katıyorum hikayeye, karaktere diye düşünüyorum. Çok da önemsenecek, ben, ben denilecek bir durum değil. Doğru ekiplerle çalışmayı tercih ettiğim için galiba biraz daha göz önünde oluyor.

Yüz ifadeniz ve bakışlarınızdan dolayı serseri bir havanız var. Bunun üzerinize yafta olarak yapışacağını düşünüyor musunuz?
Hayır, böyle düşünmüyorum. Mesela “Gora” filminde eşcinsel bir robotu canlandırdım. Onu seyrettikten sonra belki bu düşünceler değişecek. Evet, böyle bir it suratı var bende ama. (gülüyor…) Tipolojik olarak serseri bir ifade var. Yapacak bir şey yok. Mümkün olsa da böyle çok  içine kapanık bir aile çocuğunu ya da psikolojik sorunları olan bir adamı oynayabilsem. Evet oyunculuk olarak böyle serseri bir surat görüntüsü var.

Oyunculuğunuz için de kendinize biçtiğiniz bir karakter var mı?
Galiba bunu söylemek için birkaç tane iş daha yapmak gerekiyor. Baskın duyguların olduğu işlerde oynamayı seviyorum mesela. Ama bunun yanı sıra sinema filminde de bir robotu canlandırdım. Bu da çok eğlenceli. Oyunculuk adına samimiyet, çalışmak şart olabilir fakat cesaret çok daha önemli. Sadece biraz daha cesur olmaya çalışıyorum o kadar.

“Gora”dan biraz bahseder misiniz?
Bu güne kadar çevrilmiş en komik film olduğunu düşünüyorum.

Peki “Bir İstanbul Masalı” için ne diyeceksiniz?
Çok profesyonel bir ekiple çalıştığım ve keyif aldığım bir proje.

Yeni jenerasyon oyuncular arasında farklı ışığınızla dikkat çekiyorsunuz. Karizmanızın sırrı nedir?
 Aynaya baktığım zaman dışarıda olup bitenlerden dolayı “Allah Allah, beni herhalde biriyle karıştırıyorlar” diye bir hisse kapılıyorum. Çok dikkat çeken bir adam değilim. Yani göz önünde olma durumu var ama onun dışında birisiyle karşılaştığım zaman “aa çok karizmatik” demiyor. Yanımda taşıdığım ve açıp gösterdiğim bir karizmam yok ve hiç  bir zaman da olmadı.

Uğur Yücel size bir çift yeşil gözle oyuncu olunmaz demiş. Bunu hangi olay sonrasında söylemişti?
Uğur Yücel dış görüntümden ve hareketlerimden dolayı işimi ciddiye almadığımı düşünürdü. O yüzden de bunu ağabey olarak söylemişti ve çok doğruydu. Eğer ömrünüzün sonuna kadar oyunculuk yapmak istiyorsanız kendinizi geliştirmek, okumak, bakmak, gezmek zorundasınız. İnsanları tanımak, sosyal olmak durumundasınız.

Hayranlarınız size nasıl yaklaşıyor?
Sokakta durup biri çığlık attığı zaman utanıyorum. Mesela gece saat üçte telefonum çalıyor ve insanlar beni bir yerlere davet ediyorlar. Size böyle bir şey yapılsa hoşunuza gider mi diye sormak lazım.

Şöhret sizin için ne anlama geliyor?
Hayatı değiştirmesine çok izin vermemek lazım. Kendinize ait hayatı buraya dahil etmek ve oyunculuk yapmadığınız zamanlar ilgi bekliyor olmak çok tehlikeli. :O yüzden bu işlerin büyüsüne kapılmamak gerekiyor. Ben bankacılık, taksicilik gibi bir iş yapıyorum.

Ünlü olmaya başladıktan sonra hayatınızda neler değişti?
Dört sene önceki gibi Beşiktaş’a gidiyorum. Örneğin İstiklal Caddesi’nde gömleğimi çıkararak dolaşıyorsam yine aynı şeyi yapıyorum. Ama biraz daha dikkat etmek gerekiyor galiba. Bu da benim gerilmeme sebep oluyor. Beğenilmek hoş, çok güzel ama hakikaten utanıyorum yaa.

Gerçek hayatınızda oynar mısınız?
Çok sıkıldığım ortamlarda. Mesela peçeteye sarılı içkileriyle ayakta durup herkesin birbirine sahtekar sahtekar gülümsediği kravatlı ve smokinli ortamlar sıkıyor beni. Mümkün olduğunca böyle yerlere gitmemeye çalışıyorum.

Zor zamanlarınızda hayatı sorgular mısınız?
Çok güzel günler geçirirken, kötüsüne de hazırlıklı olursanız hayat daha kolay oluyor galiba. Yukarıdayken aşağıda, aşağıdayken yukarıda olabilirsin. Bir yere alışmamak gerekiyor.

Hayalleriniz var mı?
Ömrümün sonuna kadar sakin sakin oyunculuk yapmak. Geri dönüşümü dünyanın en keyifli şeyi çünkü.

İşinizi yaparken çok eğlenir gibi bir haliniz var…
Tabii ki yorulduğum, sıkıldığım zamanlar oluyor ama genelde eğlenmeye çalışıyorum. Eğer eğlenilecek bir şey varsa es geçmiyorum.

İlişkide ne ararsınız?
Muhabbet. Çok şey aranıyor ama asıl olan muhabbet…

Yoğun ilgi ilişkinizi nasıl etkiliyor?
Daha önce de ayakkabıcılık yaparken kadınlar sohbet etmek için mağazaya gelirlerdi. İnsani olarak ilgi vardı. Şimdi tabii ki bu çok daha fazla. Ama bunu anlayabilen bir kadınla beraber olmam gerekiyor.

Kadınları kolay terk eder misiniz?
Kolay terk edilecek ve kolay terk edilmeyecek kadınlar vardır.

Aşk sizin için neyi ifade ediyor?
Olması lazım. Ama her ilişkinin kendi içinde bir dili vardır. İki tarafın da kendini tatmin ettiği alanlar olmalı ki birbirlerine huzur versinler. Hayat sizin böyle bir ilişki yaşamanızı istiyorsa çıkartır karşınıza. Çıkartmıyorsa da aramaya devam edersiniz.

Bir kadında ne etkiler sizi?
Kadınlığının üstüne çok basmayan kadınlar etkiler beni. Dişi dişi olmayan. Mesela dudağının kenarına kalın kontur  çekerler ya… Son birkaç yılda kadınlara karşı dikkatli olmak gerektiğini anladım.

Peki kadınlarda muzdarip olduğunuz konu ne?
Samimi olmaları için birçok sebep var ama samimi olacakları adamları es geçiyorlar.

Yalnız olduğunuzda nasıl vakit geçirirsiniz?
Uyurum. İşim yoksa çok iyi uyurum.

İstanbul’u nasıl yaşıyorsunuz?
İstanbul’da yaşamaktan keyif alıyorum. Beşiktaş, İstiklal Caddesi ve Nişantaşı’nda vakit geçiririm. Sarıyer’de balık yerim, maça giderim, sahilde sandalda arkadaşlarımla içki içerim…

En karamsar anınızda ne yaparsınız?
Deliliğe vururum. Hiçbir şey yokmuş gibi davranırım. Kimsenin karşısına çıkıp surat asmayı sevmem. Sonra eriyip gider içimde.

Sahip olmaktan dolayı mutluluk hissettiğiniz bir şey var mı?
İyi ki edindiğim yakın dostluklarım var.

Kostüm için Beymen’e, el yapımı Dunhill Tabaras puro için BT Satış ve Pazarlama şirketine, mekan için The Ritz-Carlton İstanbul’a ve Laveda Spa’ya teşekkür ederiz.