Sibel Can Hülya Elele Mayis 2005

 

 

Milyon dolarlık BEBEĞİN geri dönüşü

 

Zayıflamış gençlik enerjisi gelmiş; biraz da hırslanmış Sibel Can. Yeni albümü ve ilk kez oynadığı komedi dizisi “Saklambaç” ile birlikte assolist ağırlığını üzerinden atmış, yaşının kadını olmuş sanki. Yeni ruh halini yansıtan dinamik pozlarla Elele okurlarının karşısına çıkan Can, bu müthiş dönüşümü “Altı yıl önceki travmanın hüznünü yeni attık” diye açıklıyor.

 

Nalan Miri Sözer

Fotoğraf: Zeynel Abidin Ağgül

 

Sibel Can, en çok kazanan, en çok konuşulan kadınlardan biri oldu hep. Henüz 35 yaşında fakat yaşamına çok şey sığdırdı. 17 albüm, iki evlilik, üç çocuk ve içinde aşk-çete-vergi kaçırma olan bir dolu dava… Ama son 6 yıldır sükunet içinde yaşıyor. En doğrusu, en mantıklısı bu diyor çünkü. Diğer yandan bugüne kadar kendisine yaşattıkları ve genç yaşta doğruyu bulduğu için Allah’a şükretmeden de edemiyor.

 

Klasik topuzu ve ağır makyajıyla olgun, ağır bir kadın olarak belleğime yerleşmiş bir kere Sibel Can. Doğrusu yine o ağırlıkta karşıma çıkacak diye bekliyorum. Ama yanılıyorum… Ne olduysa Özledin mi? albümüyle birlikte olmuş. Sanki assolistliğin tutsaklığından kurtulup 30’larına geri dönmüş. Resmen gençlik  enerjisi gelmiş. Zayıflamış, dinginleşmiş; biraz da oyunculuk aşkı bürümüş gözünü… Zaten trajik rollerden sıyrılmış bu yüzden. İlk kez bir sitkom’da oynuyor. Sessiz sedasız intikam alırcasına oyunculuğu için çalıştığını da gizlemiyor. “Sonunda olması gerektiği gibi bir Sibel’i ortaya çıkarttım” diyen Sibel Can, “Ne güzelliğin, ne paranın ne şöhretin sonu yok” diyecek kadar da olgunlaşmış. Sırada sinema var diyen bebek yüzlü sanatçı artık milyon dolarlarla dövüşmüyor belki ama onu beyaz perdedeki başka dövüşlerde izleyeceğimiz kesin.

 

Sürekli sizin şişmanlayıp zayıflamanız konuşuluyor. Bu kadar çabuk kilo vermenin inceliklerini bize de öğretsenize!

Üç tane doğum yaptığım unutuluyor tabii ki… Üçüncü doğumdan sonra biraz zor kilo verdim. Canım ne isterse, gecenin bir vakti sokağa çıkıp yediğim oluyordu. Haluk Saçaklı’nın diyetine sekiz aydır devam ediyorum. Şu anda 59 kiloyum, koruma programındayım. Yüzmenin ve yürüyüşün çok faydasını gördüm, bir de aerobik yaptım. Artık sağlıklı ve bilinçli beslenmeyi de öğrendim. Biliyorum ki kuruyemiş çok fazla yememem lazım. Meyve sebze ağırlıklı besleniyorum. O kadar ağır yemekler yiyormuşum ki.  Şu anda önüme ne koyarsanız koyun, artık yemem gerekenleri biliyorum.

 

Sizden hep güzel kadın diye bahsediliyor. Bu sizin için ne ifade ediyor?

Çok güzel olmak önemli değil benim için. Belki mesleğim açısından önemli ama tek idealim yorumcu kimliğimle ön plana çıkmaktı. Bunun için çok uğraştım ama sonunda altı yedi yıldır da güzelliğim artık ikinci planda. Böyle olması da benim çok hoşuma gidiyor.

 

Yeni albümünüz size yaramış. Ağır assolist havasından sıyrılıp kendi yaşınıza dönmüşsünüz sanki. Enerji gelmiş…

Evet  bir dönem çok içime kapanmıştım çünkü. Bir sürü şeyle bağlantılı. Altı yıl önce çok zor günler geçirdim.  Onun hüznü çökmüştü bana. Belki o hüzün gitti üstümden, onu kaldırmayı başardım. Şimdi kendimi çok iyi hissediyorum. İnsan aynı anda iyi işler yapıp, karşılığını alınca her şeyine yansıyor bu.  Kilo verince de insan kendini daha iyi hissediyor. Güzel bir de albüm yapınca… Evde de keyfim çok iyi. Böyle bir enerji geldi üzerime… Allah nazardan saklasın!

 

İlk defa bir sitkom’da oynuyorsunuz. Dramatik rollerden sonra zor olmadı mı?

Komedide oynamak riskti tabii ki. Çünkü sitkom ve sesli çekim. Daha önce başkaları bana dublaj yapıyordu. Önce çok heyecanlanmıştım ama kafama koyduğum şeyi yapıyorum. Böyle bir dönemde biçilmiş bir kaftandı bu rol. Şimdi rolü oturttum ve doğal bir hale getirdim. “Saklambaç” benim için bambaşka bir sayfa oldu. Hocaların hocası Yıldız Kenter ile göz göze oynuyoruz.

 

Geçenlerde Talat Bulut sizin oyunculuğunuzun Hülya Avşar’dan daha iyi olduğunu söyledi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Talat Bey benim için çok değerli. Daha önce de çok değerli isimlerle çalıştım ama bu kadro beni  çok heyecanlandırdı. Yıldız hoca da oyunculuğumu çok beğeniyor. Onların beğenmesi beni çok mutlu ediyor.

 

Hülya Avşar’dan daha iyi olduğunuz konusunda ne diyorsunuz?

Biz piyasaya aynı dönemde girdik. O sinemaya ağırlık verdi, ben ses sanatçılığına. Bana da bir sürü sinema teklifi geldi ama o dönemde yapılan filmler benim için uygun olmayabilirdi. Ben de ağırlık verseydim benim de en az 30-40 sinema filmim olurdu.  Şu anda Hülya ile oyuncu olarak kendimi yan yana koymak istemem. Çünkü çok iyi bir oyuncu. O da ses sanatçısı olarak kendini benim yanıma getirmez zaten. Beraber çalıştığım oyuncular nasıl emek harcadığımı görüyorlar. Set aralarında senaryo üzerinde deli gibi çalışıyorum. Çok şaşırıyorlar bu yüzden.

 

Bu hırs niye?

Bir yıl önce Atıf Yılmaz “Eğreti Gelin” filmi için bana teklifte bulundu. Atıf Hoca’yla birkaç gün çalıştık. Albüm için yurtdışına gitmem gerekiyordu. Bu nedenle çekememiştim. Artık oyunculuğumu beyaz perdede kanıtlamak istiyorum. Mutlaka sinemada iyi bir şey yapıp ödül almak istiyorum.

 

Bir kadın 30’lu yaşlarına öncesinden çok şey taşır. Eski aşkları, takıntıları, korkuları… Siz ne hissediyorsunuz geçmişe baktığınızda?

Yaşımdan hep daha büyük yükler vardı omuzlarımda. Taşınması zor yükler yani. Bu kadar zorluğu nasıl tek başıma hallettim diye düşününce gerçekten kadın olarak kendimle gurur duyuyorum. Bir erkek bile bunu kaldıramazdı. Bir kez daha kadının gücü diyorum.

Ama hiçbir zaman yaptığım hiçbir şeyden pişmanlık duymadım. Yaşanması gerekiyordu yaşandı. Çok özel bir mesleğim var. Sahneye çıkınca her şeyi unutuyorum ve herkesi avucumun içine alabiliyorum. Ne istiyorsam yaptırabiliyorum. Bir de her şeye rağen iyi ki anne oldum.

 

Herkes sesiyle ya da fiziğiyle kendini marka olarak lanse ediyor. Siz nasıl bir markasınız?

Benim öyle bir iddiam yok. Son altı yıldır hayatımda çok farklı bir sayfa açtım. Çok önde olmak istemiyorum. Sadece albüm çıktığı zaman, gerektiği zaman ön planda olup, konserlerimi yapıp çekilmeyi tercih ediyorum.

 

Türkiye’nin ana haber bültenlerine bile çıkacak kadar popülerken bir anda evinize kapandınız. Sıradan bir kadın olarak yaşamaya alışmak zor olmadı mı?

Ben zaten her şeyi hazmederek geldiğim için o dönemleri kolay atlattım. Çok önde olmak artık insanları sıkıyor.  İşini düzgün yaptıktan sonra ilgi ve sevgi azalmıyor. Özenli olmak, az çalışmak ve iyi işler yapmak yeterli ilgi görmek için. Genç yaşta bunu anlayabildim. Çalışmak zorunda değilim ama artık keyif aldığım için sahneye çıkıyorum.

 

Çok göz önünde olmanızdan dolayı mı bunlar başınıza geldi?

O dönemlerde elimde değildi. Çok iyi albümler yapmıştım, haftada en az dört beş sahne çalışması yapıyordum. Her çalışmama basıl geliyordu. Dolayısıyla bütün bir hafta basında oluyordum. Çok öne çıkmıştım. Tek hatam o kadar çok çalışmak oldu.

 

Ama bu ilgi hoşunuza gittiği için,  özel hayatınızın da kapılarını açmıştınız?

Gereksizdi. 14 yaşında mesleğe başlayınca bütün gazetecilerle beraber büyüdüm. Amerika’ya giderken, biz de gelelim istiyoruz diyorlardı. Onları kıramıyordum. Hadi siz de gelin hep beraber tatil yaparız diyordum. Tabii o sırada kameralar da oluyordu. Haliyle her şeyim göz önünde oluyordu. Çok zararını gördüm. Ama dediğim gibi altı yıldır farklı yaşıyorum. Doğrusu da bu. Hiçbir şeyin sonu yok. Ne güzelliğin, ne paranın ne de şöhretin. Allah’tan bunu çok genç yaşta öğrendim. Yaşadıklarıma da şükrettim. Daha ileride yaşasaydım kaldıramazdım. Bu yaştan sonra da saçma sapan bir şey yapacak değilim.

 

Psikolojik olarak bir uzmandan  destek aldınız mı?

İki yıl kadar aldım. Çünkü üzerimde çok büyük sorumluluklar vardı. En başta da hiçbir şeyden haberi olmayan çocuklarım vardı. Onlara hiçbir şey hissettirmemem gerekiyordu. Annem ve beni seven insanlar benimle birlikte ağladı. Çok üzüldüler bana. Çok şükür ki toparladım.

 

Nerede hata yaptığınızı anladınız?

Çok iyi niyetimden başıma geldi herşey.  Ama artık sınırlar koydum. Kapıları kapattım. Görüştüğüm insanlar çok aza indi. Sanat camiasından çok az kişiyle görüşüyorum; Orhan Gencebay, Sezen Aksu. Ama yine herkese iyi niyetle bakıyorum.

 

İyi niyetinizin kurbanı oldunuz yani?

Evet, yapımda var bu. Değişmiyor.

 

Hatanızın bedelini nasıl ödediniz?

Çok inandım. Mesela çok yoğun çalıştığım dönemde o zamanki menajerim vergilerimi ödememiş. Vefat etti kendisi, Allah rahmet eylesin, hiçbir vergim zamanında ödenmemiş. Hiç haketmediğim halde o kadar büyük cezalar geldi ki… O zaman evimi barkımı satıp kimseye muhtaç olmadan vergi borçlarımı ödedim. O dönemde çok terk edilmiş ve çaresiz kalmıştım. Bu kadar inanmak hayatımın hatasıydı. Şimdi her şeyimi kendim kontrol ediyorum.

 

Ünlü bir kadın olmak Türkiye’de yalnız kalmamayı mı gerektiriyor?

Belki de ben yalnız kalamadım. Birbirini çok seven, bağlı bir aileyiz. Hep öyle olmak istedim. Yalnız kalmak istemedim.

 

Kendi hayatınızda yapamadığınız ama çocuklarınıza verdiğiniz en önemli şey nedir?

Eğitim! Çok iyi eğitim vermek istiyorum çocuklarıma. Melisa şu anda çok güzel keman ve piyano çalıyor. Çünkü klasik müzik sanatçısı olmak istiyor. Sahnede bir şarkıda bana eşlik etmeyi istiyor;  böyle hayallerimiz var.

 

Geçmişte yapamadığınız, içinizde kalan bir şey var mı?

Hayal ettiğim her şeyi gerçekleştirdim. Yaz tatillerinde hemen çocuklarımla hızlandırılmış İngilizce kurslarına gidiyoruz. Onlara ayak uydurmak zorundayım. Tatil yapmayı seviyorum. Artık kendime de zaman ayırmak istiyorum. Ama bu yaz konserlerim ve sahne çalışmalarım olacak.

 

Peki içinde bulunduğunuz ortamda samimi davranma özgürlüğünüz var mı, yoksa bazen oynuyor musunuz?

Hiç oynamak zorunda kalmadım. O tarafım yok benim. Çok üzüldüm sadece. Çok doğal, samimi, bunu direkt her şeyiyle verebilen bir Sibel Can var.  Olması gerektiği gibi bir Sibel Can’ı sonunda çıkardım.

Sahnedeyken Sibel Can’ım; onun dışında Sibel’im. Bu yüzden kendimi bu kadar iyi hissediyorum. Her dakika Sibel Can gibi yaşamaya kalkarsam çok mutsuz olurum, ailem gergin olur.

 

Peki Sibel Can imajınızı neye borçlusunuz?

Düzgün aile yaşantım, sahnedeki ve evdeki Sibel’i ayırmam, tabii ki üç çocuk doğuracak kadar cesur olmama!

 

Peki aşk desem ne dersiniz?

İnsanı yorsa da çok güzel. Aşık olduğun zaman daha farklı şarkı söylüyorsun.

 

Eşinize aşık mısınız?

Aşığım tabii. Aşık olmadan olmuyor.

 

Eşiniz şımartır mı sizi?

Çook. Allah’tan sevgisini fazla gösteren bir insan. Benim çok ihtiyacım olduğu, çaresiz, bir başıma kaldığım dönemde tanıştık. Çok yumuşak, iyi huylu ve farklı bir insan. Mutluyuz şu anda, Allah bozmasın! Biraz naz da yapıyorum tabii…

 

Bunlar başka yerde yok!

12 yaşındayken Viyana’da ilk kez sahneye çıktım. Oraya kadar arabayla gittik. Ama Avusturya’ya bizi sokmadılar. Babamla 15 gün boyunca ne çileler çektik. Para yok, zaten çalışmaya gitmişiz… Odada canımız sıkılıyordu; babam keman çalıyor, ben şarkı söylüyordum. Onu hiç unutamam.

Doğduğumda çok şişmanmışım. Şişmanlıktan sol gözüm kapalı doğmuşum ve altı ay açılmamış. O gözüm diğerine göre küçüktür.

Kız kardeşimi çok kıskanırdım küçükken. O, esmer ve kahverengi gözlü. Ailenin güzeli olarak beni sevmelerine rağmen onu çok kıskanırdım. Bizi ikiz gibi giydirirlerdi. Bir bayram sabahı ayakkabısını çöpe atmıştım.

Üç yıl önce eşim İskoçya’ya götürdü beni. Hayatımın en romantik tatiliydi. Tatil değince insanın aklına hep sıcak yerler gelir. Eşim tamamen farklı yapıda bir insan. Benim tatil anlayışımın dışında bir anlayışı var ve beni şaşırtır her zaman. Gaydalar eşliğinde şatonun kocaman yemek salonunda ikimizdik. Harika bir tatildi.