Timuçin Esen Elele Aralık 2006

 

 

Pop kültürüne toz yutturan kahraman

 

Bir röportajla tanımanın mümkün olmadığı, hayli gizemli bir adam Timuçin Esen. Bu kadar hayranı olmasının bir nedeni de, bu kendini sakınma hali zaten. O, Hırsız-Polis dizisinin setiyle Akatlar Kültür Merkezi’ndeki Mikado’nun Çöpleri arasında mekik dokurken biz de hayatında iz bırakan anların peşinden koştuk. Keşfettik ki onun gizemi bugününde değil, geçmişinde; çocukluğunda saklı!

 

Nalan Miri Sözer

Fotoğraflar: Emre Başak

 

Birçok oyuncuda olmayan bir tat var onda. İdealist palavralar sıkmıyor, ahkam kesmiyor! Şöhret sözcüğünün onun lugatındaki karşılığı boşluk… Ama doğanın boşlukları sevmediğini çok iyi bilen Timuçin Esen, hayatını merak ettiği, ilgi duyduğu, yapmaktan hoşlandığı işlerle dolduruyor. Adına da oyunculuk diyor. Biz onun aktörlüğünü biliyoruz ama o, sanatın birçok lezzetinden nasibini almış. Gitaristliği, karakteristik sesi, ürettiği besteleri, melankolik oyunculuğu ve içinde onu rahat bırakmayan yönetmenlik tutkusuyla yaşama ayna tutmak bütün istediği.

 

Duygusal ve güvenilir bir ilişki adamı

Bu yazı için onunla ilgili konuştuğum herkes uzak duruşunun aksine konuşkan, esprili ve neşeli olduğunu söylüyor. Ama onun en önemli özelliği, güçlü aurası… Yetenekleri; inişli çıkışlı duygularıyla sürprizlere gebe olması hali yaratıyor bu aurayı… Arkadaşları onun ayakları yere basan bir gelecek planıyla yaşadığını, iyi bir ilişki adamı olduğunu, çocukları çok sevdiğini belirtiyorlar. Duygusallığını da unutmadan ekliyorlar.

 

“Yönetmenlik için erken”

Şu sıralar haftanın 5 günü Hırsız-Polis dizisinin setinde çalışıyor, diğer iki günü tiyatroda Mikado’nun Çöpleri’nde oynuyor genç oyuncu. Geri kalan zamanda da senaryo yazmaya çalışıyor, işleyeceği temalarla ilgili seçimler yapıyor, araştırıyor… Fakat, yönetmenlik hazırlıklarınız var mı, dediğimde, “Var tabii. Yapmak istediğim iş, hatta oyunculuktan önce yapmak istediğim iş ama şimdilik erken” demekle yetiniyor… Peki bir yıl sonra bir film gelir mi diye soruyorum: “Hayır, şimdilik öyle bir şey yok. Evet dersem gerçekçi olmaz” diyor.

Esen’in bol Anadolu malzemesiyle yüklü dede toprağı Niğde geliyor aklıma: “Niğde’yle ilgili bir film olur mu?” “Tabii ki Niğde’yle ilgili bir şey yapmak istiyorum. İstiyorumdan da öte; içim orayla dolu… Ama bununla ilgili somut bir şey yok. O tip şeyler daha ileride olacak projeler…”

 

Tutkulu aşık=Timuçin

Bir Timuçin Esen portresi hazırlamadan önce internette özel bir anket düzenliyoruz. Anketimize katılan 10 bin kişiden yüzde 38’i onu, tutkulu bir aşık olduğu için beğendiğini söylüyor. Yüzde 37’si ise yakışıklılığından etkileniyor. Bu kadar ilgi gören bir adamın psikolojisini merak ediyor ve ne hissettiklerini soruyorum: “Gittiğiniz her yerde tanınıyorsunuz, birçok insan size ilgi gösteriyor; özellikle de kadınlar. Rahatsız olup özgürlüğünüzün kısıtlandığını hissediyor musunuz?”

“Rahat edebildiğim kadar ediyorum. Hayatım şu anda böyle gelişiyor. Yaşamın içinde düzendeki haksızlıklar, siyaset, politika, ülkenin durumu, bazı şeylerin ne kadar çözümsüz olduğunu fark etmem… Bunlar daha önemli şeyler. Daha rahatsız ediyor beni” sözleriyle cevap veriyor. Ünlü olunca hiç mi egosunda bir değişiklik olmaz diye içinden geçiriyor insan. Cevabını hemen vereyim: Ona farklı bir vizörden bakmayı amaçladığımız için 3 ay önce Esen’in ailesinin yaşadığı Niğde’deydim. Şöyle bir Niğde’nin havasını solumak, her fırsatta bahsettiği yerleri görmek için. Tesadüfler arka arkaya geldi. Esen’i tanıyan birçok Niğdeli ile tanıştım. Ayıp olur duygusu, vefa borcu, yanlış anlaşılma korkusunun anlamı çok farklı bir değer taşıyor oralarda. Misafirperveri pozitif, doğa insanlarının yaşadığı, içinde renkler barındıran bir yer.

 

Kökleri Niğde’de

Özetle, böyle bir ailenin, “Niğde kültürü” ile yetişmiş çocuğu Timuçin Esen. Bu şehrin eskiden çok güzel olduğunu, çocukluğunda eski mahallelerin atmosferinde yetiştiğini anlatıyor. Şimdilerde de Kayardı bölgesinde dededen kalma taş ev, dinlenmek ve akrabalarıyla görüşmek için bir huzur vahası olmuş onun için. Her fırsatta gidiyormuş Niğde’ye.

Zaten o, geçmişteki duygularını hiç ayırmamış yanından. Nereye gittiyse onları da götürmüş. İstanbul’a, İtalya’ya, Amerika’ya ve sonra yine İstanbul’a… Yurtdışından anneannesine ve babasına rüyalarından, geçmişteki anılarından yola çıkarak mektuplar yazarmış: “Küçükken şuralarda sakladığım lokumlar duruyor mu” diye... Bozulmamışlığı, ağır başlılığı, şöhret tuzağına düşmeyişi, sade yaşamı, maskülen  halinin müsebbibi hep bu kültür anlayacağınız.

Esen, avukat bir anne-babanın tek çocuğu. Adana’da doğup 7 yaşına kadar Elazığ’da kalmış, sonra da ortaokul ve lise yılları Ankara’da geçmiş. Rock müzikle ve tiyatroyla Ankara’da TED Koleji’nde tanışmış. Gitar çalmaya başlamış, okul tiyatrosunda oynamış. İki yıl sonra girdiği Hacettepe Güzel Sanatlar, eğitim olarak onu tatmin etmeyince İstanbul’a; Mimar Sinan’a geçmeye karar vermiş. Tiyatro bölümünü bitirdikten sonra da dil öğrenmek için İtalya’ya, akabinde de yönetmenlik masterı için Amerika’ya gitmiş. Döndükten sonrası da malum. Ard arda gelen projeler ve ödüller…

 

“Bebe” derlermiş

Peki Esen’in biz onu tanımadan önce neler yaptığını merak ediyor musunuz? O zaman, o yıllara biraz götürelim sizi. Mesela size sert bakışlı bu adamın lakabının geçmişte “bebe” olduğunu söylesem eminim çok şaşırırsınız. Evet, ortaokul ve lise döneminde çok yakın arkadaşları bu lakapla sesleniyorlarmış ona: “Bebe!” Sebebi de arkadaş grubundakilerin, kendisinin ağabey diyeceği yaşta insanlar olmasıymış. En küçük olan oymuş çünkü!

Üniversite yıllarında aynı evi paylaştığı, bugün Rolling Stone dergisinin yayın yönetmeni ve Sabah Gazetesi müzik yazarı Mehmet Tez’in de içinde olduğu Network isimli bir grup kurmuş arkadaşlarıyla. Kemancı, Jazz Stop gibi rock barlarda sahneye çıkıyorlarmış. Yani hem sevdiği işi yapmış, hem de okul harçlığını çıkarmış Esen. Okulu bitirir bitirmez dizi setlerine atlamak yerine iki yıl boyunca Amerika’da ünlü oyuncu koçu Larry Moss’un drama stüdyosuna devam etmiş. Kendine yatırım yaptıkça, yaptığı işin hakkını verdiğini düşünmüş böylece… Kafa yormanın, emek harcamanın getirilerinin paha biçilmez keyfi, yaşam felsefesi olmuş! Ve hep bir adım sonrasını düşünmüş!

 

“Müzisyenliği oyunculuğundan daha iyi”

Onu eskiden tanıyan arkadaşları geçmişteki müzisyenliğini ve solistliğini unutamıyor; oyunculuğunun yanına mutlaka bir de müzisyen kimliğini ekliyorlar. Hatta “Solistliği oyunculuğundan daha iyidir” diyorlar.  Esen’e rock barlarda şarkı söylediği yılları hatırlatıyorum: “Sıkı müzik yapıyormuşsunuz. Artık müziği bıraktınız. Özlemiyor musunuz?”

“Tabii ki özlüyorum. Tabii canım, o çok sevdiğim bir iş. Özellikle sahnede şarkı söylemek… Ama insan birçok işi aynı anda yapamaz.” Hala beste yapıp yapmadığını soruyorum, “Yapıyor-dum” diyor. Artık şimdilerde evde kendi kendine çalıyormuş. İlgilenenler için söyleyeyim, arkadaşları “ Sesi, Cindrella ve Tesla gruplarının solistlerine benzer” diyor. Peki neden bırakmış müziği? “Müziği bırakıp yönetmenlik okumaya gittim. Amerika’ya gidince devam ettim müzik yapmaya. Ama bir süre sonra zor geldi. Ciddi anlamda okumak için çalışmak gerekti. Öbür türlü bölünürsün. Müziğe gereken zamanı ayıramadım. Kendimi eksik olduğum taraflarda eğitmeye çalıştım.”

 

“Çok iyi taklit yapardı”

“Çok iyi taklit yapardı!” Onun çocukluk ve gençlik yıllarına tanık olanlar böyle diyorlar sözleşmişçesine.  Çocukluğunda Niğde’de gördüğü akrabaların şivelerini, hareketlerini taklit edermiş. Babası da çok iyi taklit yaparmış. Yine herkes bu yeteneğini babasından aldığını söylüyor. Saz şairleri gibi karşısındakinin yerine geçerek, aşık atışması yaparmış. Bahsedilen taklitleri eğlenmek için mi yoksa kendisini daha iyi ifade ettiği için mi yaptığını soruyorum. “Yok canım onlar bilinçli falan değildi” diyor. Üzerinde durmuyor bile… O, bunu önemsemese de, TED Koleji’nin arşivinden edindiğim yıllık yazısında Esen’in arkadaşları, 16 yıl önce satırlara aynen şu sözleri  dökmüş, öngörüde bulunmuşlar: “Mükemmel taklitleri, anormal mimikleri ve çıldırtan kalitedeki esprileriyle kim bilir ileride gitmek arzusunda olduğu Güzel Sanatlar’da ne saçlar yolduracaktı. Keşke o Uğur Yücel gelse de bu kemik yapıtını seyredip, kişileri bu kadar iyi taklit eden birini tanısaydı…” Yorum sizin…

 

Annesi sanat müziğine meraklı

Annesinin de sesi çok güzelmiş Timuçin Esen’in. Yine anne babasını tanıyanlar, “sesinin güzelliği anneden” diyorlar. Müziğe, tiyatroya yönelmesinde ailesinin etkisi olup olmadığını merak ediyorum: “Tartışılır bu. Ailenin, arkadaşlarının, yaşadığın şehrin, mahallenin etkisi tabii ki. Mesela babam okumaya çok meraklıdır. Annem de okur. Babam düşünen, tartışan birisidir. Annem de tartışan birisidir. Yani bunlar seni şekillendirmiş olabilir. Bu sana okumayı sevdirebilir de, sevdirmeyebilir de.”

 

“Annem tiyatroya götürdüğünde uyurdum”

“Anneniz çocukluğunuzda tiyatroya çok götürmüş sizi” diye ailesinin bu günlerdeki somut payını öğrenmek istiyorum: “Hiç öyle bir şeyim olmadı esasında. Tiyatroya götürürdü ama ‘Ya güzel bir şey, tiyatrocu olayım’ dediğimi hatırlamıyorum. Uyuduğum zamanlar bile olurdu onu hatırlıyorum mesela!” Genç oyuncu, kendiyle ilgili en önemli bilgiyi veriyor sonra da: “Ama daha önemli olan bir şey var, o da sevgi. En mühimi. Bir insanın sevgi görüp görmemesi çok önemli. Anne ve babaların sevgi göstermesi çok önemli. Ben gördüm yani, o açıdan söylüyorum. Kavga da etsen, anlaşamasan da, çok büyük şeylerin de olsa, bu çok dile getirilmese de onu hissediyor olmak önemli bir şey.”

 

Bilmediği yerler tanımak istiyor

Müzisyenlik, oyunculuk, yönetmenlik… Sanatın kendisi için ne anlam ifade ettiğini soruyorum: “:Öyle bir soru ki… Bu soruya cevap vererek kendimi sanatçı yerine koymuş olmak istemem” demekle yetiniyor. Çünkü o “sanatçı” kıyafetini hiç giymiyor üzerine…

Peki bir sanatçı nasıl olmalı? “Her şeyi merak etmeli. Her şeye kafa yormalı, her şeyi merak etmeli yani en başta…”

“Oyunculuk mu, yönetmenlik mi, hangisi mutlu ediyor sizi?”

“Okuldayken 40 dakikalık bitirme tezi çekmiştim. Ben yönetmenlik diye yola çıkmış biriyim. Yaparken ikisi de zor şeyler. Belki de ikisi de değildir. Ne olur bilinmez yani. Ama yönetmenlik daha .ok yapmak istediğim şeydi.”

 

“Oyunculuk tesadüfi mi oldu?”

“Oyunculuk okudum tabii. Amerika’dan döndükten sonra yapmak istediğim şeyleri yapamadım. Vakit geçti. Ekonomik durumlardan dolayı bir şeyler yapmam gerekti  falan filan… Oyunculuk yapmaya başladım. İşte öyle oldu bir şekilde ya… Yönetmenliğe uzak bir şey de değil. Öbürüne yönelik bir pratik olarak da değerlendirilebilir. Öyle gelişti…”

Esen’in yurtdışında yıllarca kalmasından yola çıkarak, “Kendinizi dünyanın en çok dünyanın neresinde rahat hissediyorsunuz?” diye soruyorum en son.

“Bir süre sonra ikisinde de rahat hissetmiyorum. Bulunduğum yerden sıkılıp, bilmediğim yeni bir yerde yaşamak istiyorum. Keşke mümkün olsa da, yapabilsem, öyle bir işim olsa. Oradan da sıkılıp başka yere gitmek. Ama sonuçta hiçbir yer de birbirinden farklı değil. Ekonomi, trafik, hukuk…” Özetle; insanın nereye giderse kendini de beraberinde götürdüğüne ve rahatsızlık eden unsurların değişmediğine değiniyor.

Evet, Timuçin Esen gelecekte yapacağı işlerle aklımıza çentik atmaya, kendimize soru sordurmaya devam edecek. Çünkü onun söyleyecek sözü, çekilecek çok filmi var daha! Hem de kendi imzasıyla…

 

İtalya’da Mankenlik Yaptı mı?

Zor geçirdiğiniz günlerde sizi hangi düşünce ayakta tutar?

Belki de daha kötü şeyler olacağını düşünmek. Geçmişi düşünüp onun anlamsız olduğunu farketmek…

 

Sizi hayatta en çok hangi duygu yaratıcı kılıyor? Disiplin, sorumluluk, özgürlük, aşk…

Hep çalıştığım zaman galiba. Bir işin üzerinde çalıştığım zaman. Belki bir şeyi, durumu kabullenemediğim zamanlarda da. O bende bir şeyleri harekete geçiriyor olabilir. Haksızlık gibi mesela…

 

İnternette kendinizle ilgili yorum ve yazılar hakkında ne düşünüyorsunuz?

İlgilenmiyorum, bakmıyorum….

 

Yeni bir film ya da projeniz var mı?

Yok

 

Peki setin ve tiyatronun dışında neler yapıyorsunuz?

Vaktim yok. Keşke olsaydı.

 

İtalya’da mankenlik yaptınız mı?

Hayır. Lokal ufak bir şey oldu. Bir ajansa çalışmak için başvurdum. Bir sürü şeye başvuruyordum. Öyle bir fırsat da oldu. Ajans kabul etti. Blue jean reklamı vardı ama ben askerlik nedeniyle döndüm.

 

İtalya’dan cebinizde nelerle döndünüz?

Dil kursuna gittim. Bir dile kafa yormak, bir çok şeyi açıyor zaten. İnsanlarla tanıştım…

 

“Çıkmaz Sokak”

İlk kısa metrajlı 35’lik filmi, üniversite mezuniyet projesi, Çıkmaz Sokak. Mahalle kabadayısı çok yakın iki arkadaş, ufak tefek işlerle hayatlarını kurtaramadıkları için sürekli çıkış yolu ararlar.  Birinin diğerini öldürme planı yaptığı filmin sonunda anlaşılır. TRT desteğiyle çekilen bu film, o dönemde çok farklı bulunmuş.

 

2 yılda 3 ödül

Esen, Gönül Yarası’ndaki Halil rolüyle Altın Portakal ve SİYAD’ın en iyi yardımcı erkek oyuncu ödüllerini kazandı. “Hırsız-Polis” dizisindeki polis memuru Çınar rolüyle de halktan  Altın Kelebek ödülü geldi.

 

Aşk adamı rolleriyle fenomen oldu

Timuçin Esen, “Gönül Yarası” filminde gözü kara deli fişek bir aşıktı. “Hırsız-Polis”te de tutkulu bir aşığı oynuyor. Gerçek hayatta da çok güvenilir bir ilişki adamıdır, sadıktır diyor onu tanıyanlar. Geçmişteki bir ilişkisini hatırlıyorlar. Büyük aşkı olarak anlatıyorlar ama Esen ise “Büyük zannettiğiniz aşk geriye baktığınızda bir bakmışsınız aslında hiç de öyle değildir” diyerek ne geçmişteki ne de bugünkü ilişkileri hakkında konuşmayı tercih etmiyor.