Timuçin Esen Elele Mayıs 2006

 

Rahat bırakalım sadece oynasın

 

Hepimiz Hırsız-Polis dizisinin müptelası olduk malumunuz. Ölüp bitiyoruz şu komiser Çınar’a ve dolayısıyla Timuçin Esen’e. Baştan aşağı karizma, baştan aşağı yetenek. Ama siz onu bir de son tiyatro oyunu, Mikado’nun Çöpleri’nde izleyin. Eminim artık onun hayatımızdan asla çıkmayacağını anlayacaksınız. Buna hep birlikte alışsak iyi olur!

 

Nalan Miri Sözer

Fotoğraflar: Gül Gülbahar

 

Çok şaşırdım! Şaşırmakla kalmadım, bilakis ağzım açık kaldı… Pek bir agresif ve aykırı buldum onu. Ama bir o kadar da heyecanlı, içten ve teslimiyetçiydi o akşam. Sarsıldım, hayrete düştüm… Yanlış anlaşılmasın, Timuçin Esen’den değil; sıcak sıcak sunduğu oyunculuk halet-i ruhiyesinden bahsediyorum. Zeliha Berksoy’un sahnelediği Melih Cevdet Anday’ın ünlü oyunu, Mikado’nun Çöpleri’ndeki etkileyiciliğinden.

 

Özel hayatını anlatmadığı için basın tarafından sürekli eleştirilen cool adamın ışıklar altındaki, alkışlar arasındaki halinden sızanlardan… Aktörlüğünü besleyen düsturunu pervasızca gün ışığına çıkarıyor bu oyunda Timuçin Esen. Ve belki de kendine dair ilk kez bu kadar çok şeyi ele veriyor, anlatıyor! Görmeliydiniz; görmelisiniz de zaten… Gerçekten çok yakışıyor sahneye. (En az beyazperdeye yakıştığı kadar!) Sanki ağır abi imajından sıyrılamaz zannettiğimiz Timuçin Esen’in aksine coşan, çağlayan, taştıkça da kollarından beslenen bir adam büyüyor sahnede. Sert kabuğundan sıyrılıp, tiyatro sahnesi benim er meydanım dercesine hayat veriyor “Adam” karakterine. Bazen seyircileri kahkahalara boğuyor, bazen de melankolik anlardaki yükselmeleriyle alkış topluyor. Ve sırılsıklam çıkıyor selama. Sadece başarma duygusunun onun yüzünü güldürdüğünü anlıyorum. Röportajda kendini anlatmasa da, sahnede işine nasıl gönül verdiğini gözlerindeki pırıltının ardına gizleyemiyor maalesef. Ve o ana dair yüzündeki mutluluğu kalıyor aklımda.

 

Korktum fakat söyleyemem

Ama ne yalan söyleyeyim onu izlemeden önce yaptığımız fotoğraf çekimi ve röportajda aynı cömertlikte değildi kendini ifade etmede. Hadi biraz  daha itiraf.com; ilk karşılaştığımız saatlerde ondan biraz korktum bile diyebilirim. Kararlılığından, ne istemediğinden emin olmasından. Bir çekim planı belirlediğimizde, inanmadığı için aniden gözlerinin bulutlanmasından… “Ben oyuncuyum, manken değil! Gerçekte nasılsam öyle görünmeliyim.” Çok keskin ve sert! Ne fazlası ne de eksiği.

 

Konuşurken de öyle. Hep kontrollü. Sadece anlatmak istediğini anlatıyor. Onu anlamaya, deşifre edip ardından tatlı fiskoslar yapılmasına mahal vermiyor.

Aşk için bile “Çok geniş bir kavram!” demekle yetiniyor. Ve benden de bu kadar diyor.

 

Çünkü o hiçbir zaman hayatı birkaç kelimeyle konuşmuyor, bu kadar basit görmüyor.

 

Evet, Timuçin Esen, Gönül Yarası’ndaki Halil karakteriyle aldığı Altın Portakal, en iyi yardımcı erkek oyuncu ödülüyle dikkatlerimizi çekti. Ardından Sinema Yazarları Derneği’nin ödülü de gecikmedi aynı rol için. Karşımıza ilk çıktığında hiç bilmediğimiz anıları, nefretleri, korkuları, aşkları, dertleri

Yaşam felsefesi ve hayalleriyle demlenmiş 31 yaşında bir adamdı. Ve eminim biz onun şu andaki ve gelecekteki duygularını bilmesek de o yine bizimle kalmaya devam edecek.

 

Uzun lafın kısası bu röportaja sığan ve sığmayan çok şey var. Ama biliyorum ki, bu röportajı okuyan herkes, satır aralarından birçok şey çıkaracak kendine.

 

Yoğun bir dönemdesiniz. Röportaj tarihini bile bir ayda zor ayarlayabildik. Biraz nefes aldığınızda ne düşünüyorsunuz?

Tatil!

 

Nereye gitmek istersiniz mesela?

Ya böyle çok sakin bir yerlere gidip kafamı dinlemek istiyorum; hiçbir şey yapmadan 1 ay, 2 ay dinlenebileyim. Niğde olabilir, Niğdeliyiz biz. Orada bir elma bahçemiz var. Oraya gitmek istiyorum. Annemle babamla vakit geçirmek… Ama diğer taraftan zaman geçiyor. Eylül’de tekrar işler başlayacak, sonra bir sene daha geçecek. O yüzden böyle boşlukları da değerlendirmek istiyorum. Yurtdışına gidip hem tatil yapıp hem de yeni bir dil öğrenmek istiyorum. Ama onu yaptığın zaman da tam bir tatil yapamıyorsun.

 

Bir dönem aklınıza esip böyle çekip gitmişsiniz İtalya’ya, Amerika’ya. Mesela diziyi de bırakıp “çekip gidebilirim” ruh halini yaşıyor musunuz yine?

Dizi devam ederken yapamam tabii bunu. Sorumluluğum sadece kendime karşıysa bir anda öyle bir şey yapabilirim, çekip gidebilirim. Ama dizi için kişilere bir söz verilmişse onu bırakıp gitmem.

 

Tam soramadım aslında. Yani bu kadar tanınmışken, buradaki her şeyi bırakıp çekip gitmekten bahsediyorum.

Olabilir yapabilirim. Mümkün bir şey. Yapabilirim yani. Hatta düşünüyorum öyle bir şeyler yapmayı. Mesela Amerika’ya tekrar dönmek istiyorum bazen ama bazen de hiç bilmediğim başka bir yere gitmek istiyorum. Bilmediğim bir dili öğrenmek istiyorum.

 

Yeni oyununuz Mikado’nun Çöpleri’nden bahsedelim biraz da…

Oyun zor olduğu için kabul ederken çok zorlandım. Hem zor hem de 2 kişilikti. Yani başkaları olsa sizin daha az çalışmanız mümkün olabilir, prova programı daha rahat yapılırdı. Pek yapabileceğimi düşünmedim. Bir de böyle bir hırsım yoktu. Bir yandan nasıl yapacağım diye çok düşünürken, diğer yandan da çok yapmak istedim. Bir şekilde kabul ettim rolü. Çünkü proje çok çekici geldi. Melih Cevdet Anday ve o oyun.

 

Size ne kattı bu oyun?

İki kişilik ve 2 saatlik bir oyun olduğu için, seyirci konsantrasyonunu kaybetmeden onu ne kadar dinleyebilecek, ne kadar anlayacak ve buna ne kadar tepki gösterecek, bu benim için bir deneydi açıkçası. Bunun olup olamayacağını merak ettim. Çünkü zor bir şey. Tabii bir de çok eğitici bir iş oldu. Bunu da düşünerek yaptım zaten. Çünkü televizyon bir yana tiyatroyla biraz kafamı başka taraflara çalıştıracağımı hissettim. Hele ki böyle bir oyunsa, başka bir şeyleri de düşünmeye başlıyor insan. Kafanız tekrar pratik yapmaya başlıyor.

 

Özel hayattaki ilişkilerinize dair mi?

Oyunda bahsedilen felsefeler, düşünceler, protestosu yapılan şeyler! Hayatla ve insanla ilgili…

 

En çok hangi replik içinize dokunuyor?

Oyunun tümü. Yani çok paylaştığım şeyler var yazarla. Çünkü bu oyunda hep bir düşünce diğeriyle çatışıyor. Hep bir tez-anti tez olayı var. Hayatla ilgili insanların kafasını karıştıran şeylerin çözümlerinin olup olmadığı gibi.

 

En çok ne karıştırır kafanızı? Nerede çözümsüz kalırsınız?

Ya bir sürü şeyde. Zaten hani bunu şu anda tık diye söyleyebiliyor olsam böyle oyunlar olmadı. O oyunun olma nedeni de işte bu sorular ve bunların cevapları. Ki o oyunda bahsedilenlerin tüm dünyaya ait evrensel olduklarına inanıyorum. Hiçbir insan yoktur ki bu böyle deyip öbür taraftan bir de böyle bir durum var acaba hangisi doğru demesin. Bunlar hep kafamı karıştıran şeyler. Herkesin öyle.

 

Hiç net bir düşünceniz yok mu değişen?

Bilmiyorum ya, o böyle ağrı kesici gibi bir şey değil. Öyle bir anda etkisini görüp “Aa evet başımın ağrısı kesildi” diyemezsiniz. Sanat eserlerinin insanları etkilemesi daha uzun süreçlerde anlaşılabilir. Ama oyunda beni en çok cezbeden seylerden birisi protest durumuydu. Uzun dönemdir  hayatımdaki protest halimden biraz uzaklaşmış gibiydim. Gençken hani biraz daha öyleydim. Bunun belki hayatımdaki boşluğunu da hissetmiş olabilirim. Bir şeyleri protesto etmek.

 

O dönemde neleri protesto ediyordunuz?

Yaşadığımız ülkedeki toplumsal hayat size uymuyor olabilir. Kendinizi onun dışında hissediyor olabilirsiniz. Hele ki Türkiye gibi böyle bir geçiş sürecinde ve devamlı devinen bir ülke olduğu zaman, sosyolojik olarak da devamlı… Bunun dışında ülkeye bağlı olmayarak, tüm dünyada olabileceği kadar yani.

 

Biraz açar mısınız?

Yetiştiğiniz yerlerden dolayı, arkadaş çevrenizden dolayı öfke duyabilirsiniz bazı şeylere. İnsan ilişkileri, ne kadar samimi oldukları, ne kadar kendilerine karşı doğru oldukları. Bu tür şeyler…

Bu sizin yetişmenize ve düşünce tarınıza, aile hayatınıza, onların sizi eğitmesine falan da bağlı. Hayatla ilgili size verilmiş olan bir takım gerçeklere şüpheyle yaklaşma yolunu seçen bir insan olabilirsiniz; tartışmacı. Bazı şeylerin yüzde 100 doğruluğu hakkında o kadar çabuk evet demeyen birisi olabilirsiniz. Bunların savaşını veriyor olabilirsiniz gençken. Tabii zaman geçtikçe bazılarının cevaplarını verebilirsiniz ya da cevaplarının olamayacağı konusunda emin olursunuz, öyle bırakırsınız onları.

 

Şu anda nelere takıyorsunuz?

Olayı somuta indirgersek, “seni ne rahatsız ediyor” dersen, mesela men Beyoğlu’nda oturuyorum ve şu İstiklal Caddesi’ndeki kaldırım taşı döşemesi işini anlayamıyorum. Anlamak mümkün değil. Bitti, bittikten sonra tepki oldu ve tepkiden sonra tekrar bozulup tekrar döşetildi. Aylar geçiyor ve insanlar bu sırada çamurun, kırık dökük taşların içinden geçiyor. Yani mesela bu nasıl bir şey ben anlayamıyorum. Her gün oradan yürüyorum, her gün de anlamaya çalışıyorum “neden?” O kadar saçma bir şey k. Burası Taksim Meydanı İstiklal Caddesi, Türkiye’ye gelen turistlerin yüzde 90’ının adım attığı yer. Bir yandan “turizm turizm, ülkemizi dünyaya güzel gösterelim” diye çırpınan devlet. Bir yandan en merkezi yerde bu anlaşılmaz durum. Koskoca İstanbul Belediyesi artık bu taşı seçerken titizlikle yaklaşmıyorsa, seçtikten sonra da aynı titizlikle onu oraya döşetmiyorsa…

 

Yine oyununuza dönersek, internetteki yorumlarda hayranlarınız sizi sevgiliniz Devin Çınar’la aynı sahnede görmek istedikleri için geldiklerini söylüyorlar. Ne diyorsunuz?

Valla herkes istediği yorumu yapmakta serbest. Ben gelecek yorumlar için işimi yapmıyorum. Bu oyundaki bir dert beni ilgilendirdiği için, bunu insanlarla paylaşmak istiyorum. O yüzden her şeyi söylemekte serbest insanlar. Zaten internet artık acayip bir şey, herkes girip her şeyi yazabiliyor.

 

Gelelim Hırsız-Polis’e. Ne olacak bu Çınar ile Mavi’nin hali?  Şaka bir yana aşkın sah ve temiz bir hali var bu ilişkide. Günümüzde bu temizlik var mı aşkta sizce?

Aşk, zaten saf ve temiz değil midir? Başka türlü nasıl olabilir bilmiyorum. Aşk dediğimiz şey tanımı zor yapılacak bir şey. Öyle bir durum yoksa zaten aşk değildir. Ve onun da aşk olmadığının farkına varılır. Başka yollara gidilir.

 

Son dönemin “aşk adamı” idolü sizsiniz. Farkında mısınız bunun?

Benim bakış açıma göre bu tip şeyler senaristin eseridir. Öyle bir şey yaratılmışsa önce senaryodan başlar. Sonuçta onların başlattığı, onların yarattığı bir şey. Ben ona aracıyım. Onların yazdığı bir şeyi ben oynuyorum.

 

Onların yazdığı bir karakter ama sonuçta hayat veren sizsiniz.

İnsanların şunu bilmesi gerekiyor. Sinemada, tiyatroda, TV’deki  işlerde asıl olan senaryodur. Yani senaryonun kuvvetli olması gerekir. Senaryo kuvvetli değilse işler başarısız olur. Kuvvetliyse başarılı olur çok büyük ihtimalle.. Belki bunun dışındaki öğeler, oyuncular, yönetmen bunlar da etkiler ama asıl olan şey metindir. Genelde basında oyuncular üzerinden bir işin başarısı başarısızlığı ölçülüyor. Çünkü sıfırdan onu yaratan o karakteri çizen kişiler onlar. Ben sadece orada yazılan şeye aracılık yapıyorum.

 

Niye bu kadar mütevazı davranıyorsunuz? O kadar emek harcıyorsunuz sonuçta?

Emek harcıyorum da, onlar da harcıyor.

 

Fakat Çınar karakteriyle bir aşık adam rol modeli oluştu ve siz bu rolünüzle aşka dair unutulan şeyleri hatırlatıyorsunuz insanlara. Bu size bir şey hissettirmiyor mu? İnsanlara bir şeyleri fark ettirmenin önemi yok mu sizce?

E tabii yani eğer ki bir iş başarılı olduysa ve böyle düşünen insanlar varsa bu beni sevindirir, mutlu eder. Gurur duyarım. Ama bunu ben yaptığım için değil böyle bir ekibin içinde olduğum için. Bunu başarıya oluşturan grubun ve ekibin bir parçası olduğum için ekip adına mutlu olurum. Çünkü bu tip işler sinema, televizyon, tiyatro, ekip ruhuyla yapılması gereken işler.

 

Çınar karakteriyle diziyi izleyen erkeklerde çaktırmadan neyi  değiştiriyorsunuz sizce?

Hiç bilmiyorum.

 

Kadına sahip çıkmayı mesela… Bütün erkekler özgürlük derdinde. Evlenmek istemiyorlar çünkü!

Bilmiyorum ki ya. Televizyondan yapılan bu iş insanları ne derece etkiliyordur bilemem. Zaten sizin söylediğiniz bu şeylere yatkınlığı olmayan kişiler büyük ihtimalle izlemiyordur diziyi. İzleyenler kendilerine yakın bulup izliyordur. Bu kadar kesin bir şekilde insanları değiştirmiyordur.

 

Çevrenizdeki insanların düzü yorumları nasıl sizinle ilgili?

Çevremdeki insanları bilmiyorum pek konuşmuyoruz bu konuları.

 

Yorum yapmıyorlar mı?

Hayır konuşmuyoruz bu tip konularda.

 

Orada burada çok dikkat çekici şeyler söylemeden sadece rollerinizle dikkat çektiniz. Yakışıklılığınızla da birçok kadın hayran kazandınız. Kısa sürede bu kadar beğenilir olmak ne hissettiriyor?

Bilemiyorum!  Bu konuları ben çok düşünmüyorum. Bilmiyorum bunun cevabını da veremem. Hayran falan filan. Yaptığım işleri beğenen varsa bu bana mutluluk verir, gurur verir. Her insan bir işi güzel yaptığı zaman söylenen şeyler olduğu zaman ne hissediyorsa ben de onu hissederim. Onun dışında da bu konuda büyük çapta düşüncelerim yok. Genelde yaptığımız işi düşünerek geçiyor vaktimiz. Ne yapacağız nasıl yapacağız diye düşünerek geçiyor hayatımız.

 

Bir filminiz, birkaç diziniz, ödülleriniz var. En son da ağır bir oyunla tiyatro sahnesindesiniz. Buraya gelebilmek için nasıl bir bedel ödediniz?

Hayır öyle düşünmüyorum. Bir bedel ödemek yok da yorulmuş olabilirim en fazla. Yıpranmış, yorulmuş. Çünkü bazen çok yoğun bir tempoda geçiyor bu işler. Bunun dışında bir bedel ödediğimi düşünmüyorum.

 

Bir rolü kabul ederken sizi en çok ne heyecanlandırıyor, neye göre sersiniz?

Bir şekilde düşünerek ya da hissederek karar veriyor olabilirim. Ama ciddi bir geçmişim yok benim bu alanda. Bu tür sorular ve röportajlar beni o yüzden rahatsız ediyor. Çok az iş yaptım ve daha ileride de yapacak mıyım bilmiyorum. O yüzden benim içim için bir takım sınıflandırmalara ve yargılamalara varmak çok uzak. Belki daha tecrübeli, daha çok iş yapmış, sağlam kariyeri olan, belli bir yerde duran insanlar için söylenebilir. Onlar da zaten söylemezler. Belli bir süre geçtiği zaman, yaptıkları işlerin bütününe bakıldığı zaman bu ile ilgili yazan çizen insanlar söyler, tahlil eder. O yüzden bu konular hakkında konuşmak çok içimden gelmiyor yani.

 

Peki bundan sonra insanları şaşırtmak için nasıl bir rolde karşımıza çıkacaksınız?

İşte yani öyle bir kaygım yok insanları şaşırtmak gibi.

 

Mesela bir komedide rol alabilir misiniz?

Olabilir. Bilmiyorum. Güzel bir komediyse neden olmasın?

 

Türkiye’de de eğitim aldınız, Amerika’da da. Onlar bu işi bizden ne kadar daha iyi biliyorlar?

Valla genel olarak eğitim konusunu bizden daha iyi bildiklerini düşünüyorum. Ama bu demek değildir ki bizim okullarımızda iyi hocalar yok. İyi hocalar var. Zaten onlar da olmasaydı hiçbir şey olmazdı.  Ama tabii koşullar ve işlerin planlanması ve organizasyonu çok daha kuvvetli orada. Öğrencinin bir konuya yoğunlaşması, pratik yapması, her şey. Kütüphaneler bile. Bir konuda araştırma yapmak bile orada daha farklı burada daha farklı.

 

Sizin en önemli deneyiminiz, tespitiniz nedir başarıya ilişkin?

Tüm bunların yanında kişinin kendinde biteceğini düşünüyorum eğitimin. Bulunduğu koşullar içerisinde yapabileceğinin en iyisini yapmaya çalışmalıdır. Tüm koşulların olumsuzluğuna rağmen yapmak istemediği, çalışmak istediği alanda denemeler yapmalı ve kendini geliştirmelidir. Bunu okul dışında da yapabilir. Sonuçta insanların aslında yapmak istedikleri şeyi yapmalarında bitiyor iş. Bu da pek mümkün olmuyor tabii ülkemizde. Çok farklı koşullarda çok değerli insanlar var.

 

Ama siz de Ankara’dan İstanbul’a geldiniz. Orada da oyuncu olmayı deneyebilirdiniz.  Ama Amerika’ya gittiniz kendinizi geliştirdiniz çaba sarf ettiniz.

Ama ben böyle bir şeyden bahsediyorum. Hayat içerisinde o kadar tanınmayan ama çok değerli, yetenekli, söyleyecek şeyi olan insanlar var ki. Benim tanıdıklarım da var. O şansı yakalayamadıkları için belki. Belki başka nedenlerden dolayı bilemiyorum.

 

Ağrı’da yaşayan gerçekten sesi çok güzel olup çok güzel şarkı söyleyen  ya da çok iyi yazan birisi gerçekten isterse ve emek verirse; gerçekten gönül verirse bir şekilde keşfedilir. Ben buna inanıyorum.

Bu söylediğiniz romantik bir şey de olabilir. Ücra köşelerdeki güzellikler keşfedilir ama keşfedilmeyenler de çok ne yazık ki. Bazı insanlar biraz daha şanslı olabilir. Yetiştikleri yer, içinde bulundukları koşullardan dolayı emek verip bir yere ulaşma konusunda kat ettikleri yol daha az olabilir. Ama birçok insan var ki zor ve talihsiz koşullar altında büyük idealleri olmasına rağmen ne yazık ki bunları gerçekleştiremiyor. Herkes için eşit imkanlar yok. Ne ülkemizde ne dünyada. Keşke eşit olsa bütün bunlar ama.

 

Hepimizin büyüdüğünü hissettiren bir olay, bir an vardır. Sizi böyle etkileyen bir yaşanmışlığınız var mı?

Ben bu işin bittiğini zannetmiyorum. Devam eden bir şey. Büyüdüğünüzü zannedersiniz, bir anda tekrar çocuklaştığınızı fark edersiniz. Büyümek demeyelim de insanın hayatında bazı olaylarda bir şeylerin farkına varıp da biraz değişebilir insan. Bu tip şeyler olabilir de büyümek, olgunlaşmak onu bilmiyorum yani ne demek.

 

Hayatta hafife aldığınız şeyler var mı umurumda değil dediğiniz?

Vardır mutlaka bilemiyorum.

 

Mesela çocuk olmasa da olur hayatımda diyebilir misiniz?

Bilemiyorum ya. Bunu hayat gösterir. Ne olup ne olamayacağını. Bir şeyi istersiniz olur istemezsiniz olmaz. İstersiniz olamaz. Bilmiyorum böyle çok tanılarım ve hesaplarım yok. Şu olmalı şu olacak gibi düşünmüyorum.

 

Tahammül edemediğiniz bir şeyler var mı?

E, vardır tabii. Tahammül edemezsiniz bir sürü şeye o anda sonra bir zaman sonra tahammül eder olursunuz. Öyle enteresan bir durum.

 

Otuzlu yaşlarınızdasınız. Aşksız yaşayamam mı, yoksa aşk umurumda değil mi diyorsunuz?

İşte bu tip şeyleri pek diyemiyorum ben.

 

Peki hayatınızdaki kadınlardan neler öğrendiniz? Anneniz olabilir sevgiliniz olabilir…

Tabii ki insan hayat içerisinde ilişkili olduğu kişilerden bir sürü şey öğrenir. Devamlı öğrenirsiniz hatta. Bir sürü şey vardır. Ama şu anda şudur diyemem yani.  Keşke bu kadar basit olsaydı. İşte bu konular hakkında filmler yapılıyor işte oyunlar yazılıyor…

 

Uzak ve duvarları olan bir portre çiziyorsunuz. İnsanın mesafesi olması daha mı değerli bir şey gibi geliyor size?

Benim de duvarlarım vardır. Ben de öyle kolay insanlarla iletişime geçmeyebilirim. Herkesle her şekilde. Bazı insanlarda o duvarlar bir anda yok olur çok rahat iletişime geçebilirler. Herkes her durumda farklı davranışlar sergileyebilir. Bir kişi mesafelidir ama belli bir arkadaşlık yakalandıktan sonra o mesafe o kişi için yok olur. Ama o kişi başka dışarıdan tanımadığı kişilere yine mesafeli olabilir. Bunlar çok karmaşık şeylerdir. Bazıları öyle durur ama değildir. Sonradan fark edersiniz ki aslında aranızda çok ciddi mesafe vardır ben farkına varamamışım dersiniz.

 

Bir korkunuz var mı hayatta? Çocukluğunuzdan kalan…

Tabii ki vardır çok basit korkular. Her çocuğun korkabileceği şeyler vardır. Bir takım tehlikeler karşısında.

 

Hakikaten belleğinizde yer eden bir anınız var mı annenizle ilgili? Bu röportajı okuyanları gülümsetecek?

Var tabii çok. Annemle ilgili unutamadığım  çok anım var. Hiç kötü anım yok. Annemle ilgili hatırlayacağım her şey beni mutlu eden şeylerdir. Ama burada anlatamam. İnşallah bunları bir gün yazarım.

 

Aileniz seçtiğiniz meslekle ilgili aldığınız kararlarda nasıl destek oldular?

Başlarda biraz sorguladılar. Çok kolay kabullenmediler. Hatta annem ve babam farklı yerlerde durdular bu konuda. Ama tabii o pek etkili olmadı ve ben bunda karar verip yaptıktan sonra da destek oldular. İyi ki de oldular.