Vahide Gördüm Hülya Mart 2004

 

 

Suzan değil Vahide

 

Bir İstanbul Masalı’nda Kozanlar’ın güzel, sade ve ağırbaşlı annesi Suzan’ı canlandıran Vahide Gördüm, yıldızı yeni parlayan ama hayli tecrübeli bir tiyatrocu. Yeteneği, zarafeti ve içten tavırlarıyla da dikkat çeken 39 yaşındaki Gördüm’ü  yoğun çalıştığı dizi setindeki mutfağından çıkartarak, hiç aşina olmadığımız bir haliyle görüntüledik.

 

Nalan Miri Sözer

Fotoğraflar: Önder Durmaz

 

Herkes sizi Bir İstanbul Masalı’yla tanıdı. Onun öncesinde ne yapıyordunuz?

Ankara’da tiyatro oyunculuğu yapıyordum. İzmir 9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’ni bitirdim. 1991 yılında evlendim. Eşim Altan Gördüm Ankara Sanat Tiyatrosu’nda oyuncu olduğu için davet edilmeden gitmemeyi düşünüyordum. Rutkay Aziz bu isteğimi duymuş. “Yer Demir, Gök Bakır oynanacak, seni de Zalaca rolünde görmek istiyorum” diye mektup yazıp beni davet etti.

 

Tiyatro hayatınız da bu mektupla mı başladı yani?

Rutkay abinin rejileri sinema tadında olduğu için çok beğenirdim. Bu yüzden Zalaca rolünü de çok ciddiye aldım ve çalışıp gittim. Evlendiğim yıl o şekilde başladım. Ankara Sanat’ta hem eğitmen hem de sanatçı olarak çalıştım. Bazı sebeplerden dolayı ailemle iki kez İzmir’de yaşadım. 4 yıl önce de Adana kadrosunda devlet tiyatrosuna girmiştim fakat geçen yıl sezon sonunda istifa ettim.

 

Dizinin ekibinde yer almanız nasıl gerçekleşti?

Prodüksiyon şirketinden arayarak bir rol için İstanbul’da görüşmek istediklerini söylediler. Altan Erkekli’nin tavsiyesiyle aramışlar. Ankara’da onunla aynı sahneyi paylaşmıştık. İlk gördüklerinde anne karakteri için çok uygun görmemişler beni. Çünkü yaz mevsimiydi, daha zayıftım ve saçlarımın rengi açılmıştı. Çok modern görünüyordum bu rol için. Ama kostüm giyip tencereyi elime aldığım zaman “evet sensin” dediler.

 

Rolün size neler kattığını düşünüyorsunuz?

Mesleğim bir okulsa, bir üst sınıfa geçtim diyebilirim. Kendimi, kimlerle ne yapabiliyorum diye tartıyorum.

 

Bu role nasıl hazırlandınız?

Zaten bu projenin en önemli yanı oturup günlerce masa başı çalışması yapılmamasıydı. Vahide nasıl bir annedir, Esma nasıl bir kızdır diye oturup tartışılarak oluştu karakterler. Tiyatro gibi diyaloglar okundu. Ben hep kendi annemi düşündüm. Onu bir yıl önce kaybettiğim için tekrar benimle yaşayabilir gibi geldi. Annem ve babaannemin yansımaları var. Çevremdeki annelerden de yararlandım. Küçük bir  yerde büyüdüm. Orada mahallenin anneleri çok önemliydi. Genel tavırları, korumacı yanları hep etkilemiştir beni. Ben çok iyi gözlem yaparım. Oyunculuğun temel şartı bu zaten.

 

Dizide cefakar, sakin ve kontrollü bir annesiniz. Kendi hayatınızda nasıl bir annesiniz?

Ben biraz daha değişmen hoppa zıppa ve rahat bir anneyim. Kızım Alize’yi daha özgür büyütüyorum. Fazla kontrollü biri değilim.

 

Gerçekte uzun süreli bir evlilikte, dizideki gibi bir mutluluk mümkün mü sizce?

Benim evliliğim de gerçekten öyle. Hayatta üç şeyden çok gurur duyuyorum. Birincisi abim, annem ve babamdan oluşan ailen, ikincisi kendi kurduğum ailem ve mesleğim. Bizim meslekte evli kalmak çok zor. Hele iki sanatçıysa o çok daha zor. Eşim Ankara’da Devlet Tiyatrosu’nda sanatçı olduğu için onun da oyunu var ama kızıma bakıyor mesela. Setten otobüse binip dönüyorum eve. Yorgun gideceğim için evi temizliyor, yemek yapıyor. Bunların karşılığında ben de onların en sevdiği tatlıyı, yemeği hazırlıyorum.

 

Peki ilişkinizi bu kadar güzel yaşamanızın sırrı nedir?

Bir başkasıyla evlenseydim böyle olmayabilirdi. Eşim evlilik hayatımda bana çok şey öğretti. Çok akıllı ve ince ruhlu bir erkek. Eleştirilerini bile anlayacağım dilde, beni kırmadan söyler. Galiba akıllı bir erkek olmasından kaynaklanıyor. Ben de karşılığını veriyorum sanırım. Tabii ki çatıştığımız noktalar da oluyor ama uzlaşmayı becerebiliyoruz. Birbirimize saygı duyuyoruz. Mesela o, benim bu mesleği sürdürebilmem için özveride bulunuyor.

 

Giderek daha çok tanınan biri oluyorsunuz. Bunun evliliğinizi etkileyeceğini düşünüyor musunuz?

Bir erkeğin bunu hazmedebilmesi zor olabilir ama benim eşim başarımdan mutluluk duyuyor. Yaptığım her şeyi konuşuyoruz. Korkularımı ona anlatabiliyorum. Endişelerimin nereye kadar yersiz olduğunu anlıyor. Biz aynı yolu paylaşan iki yoldaşız. Hem duygusal hem mantık olarak çok birebir yaklaşıyoruz birbirimize.

 

Peki hep mantık ve paylaşmadan bahsettiniz. Aşk var mı aşk?

Ben hala eşim kapıyı açtığı zaman boynuna sarılan bir kadınım. O da benim boynuma sarılan bir erkek. Mutluluğumuzu çocuğumuza da bu şekilde yansıtıyoruz. On yaşındaki kızım “Böyle bir evlilik yapiciim” falan diyor. Mutlu ve sağlıklı olan bu evliliği eşime borçluyum.

 

Dizide zamanını ailesine ve işine harcayan, kendine vakit ayıramayan bir kadınsınız. Bu bir kadın için çok yıpratıcı değil mi? Siz kendinize vakit ayırabiliyor musunuz bu koşuşturmanın içinde?

Çok akıllıca davranmak ve pratik olmak gerekiyor.  Günlük hayatımı planlarım mesela. Her şey tık tık yerine oturur. Benim evimi hiçbir zaman dağınık göremezsiniz. Mutfakta yemek ve kurabiye her zaman vardır. Ama bakıldığı zaman tipimden hiç öyle bir şey anlaşılmaz. Kendime de zaman ayırıyorum. İnsan kendi için de yaşamalı. Resim yaparım, sinemaya giderim, uyumadan önce göz kapaklarım inse bile o üç sayfayı bitiririm. Arkadaşlarımla sık sık görüşürüm. Uzun yürüyüşleri seviyorum; bir yerde oturup insanların davranışlarını gözlemlerim.

 

Çok kontrollü biri gibi görünüyorsunuz. Çılgınlıklarınız yokmuş gibi…

Beni tanıyan insanlar bu fotoğrafları görünce çok şaşıracak mesela. Çünkü Vahide Gördüm’ü hiç böyle şekilde görmediler. Sakin görünmeme rağmen neşeli, delişmen bir tipimdir.

 

Herkes sizi güzel buluyor. Siz kendinizi güzel buluyor musunuz?

Buluyorum evet. (Gülüyor…) Düzgün bir kadınım. Ama bu benim yeteneklerimin önüne hiç geçmedi. Her zaman iyi bir oyuncu olmak istedim ve çok çalıştım. Benim için herkes İstanbul’a gidip ünlü oyuncu olmak istiyor” diyordu. “Hayır iyi oyuncu olmak istiyorum” dediğimde inanmıyorlar, plan yaptığımı düşünüyorlardı.

 

Bir oyuncu olarak fazla çekingen durmuyor musunuz sizce?

Çok çekingenim aslında. Tiyatrocu olacağım dediğimde kimse inanmamış, şaşırmıştı.  Annem uzun yıllar hasta olduğu için bu durum bende içe kapanıklık yaratmıştı. Daha dışa dönük birinin yapabileceğini düşündüler herhalde. Galiba çekingenliği mantığımla yendim.

 

Hayata dair takıntı ya da korkularınız var mıdır?

Annemin vefatından sonra sevdiklerimi kaybetme korkusu yaşıyorum. Onlarla az vakit geçirdiğimi hissediyorum. Kızımla geçirdiğim her dakikamı sıkı sıkıya yaşamak istiyorum.

 

İzmir, Ankara ve İstanbul’da yaşamışsınız. Bu üç şehir size neler kattı?

Doğduğum yerde eğitimle donandım. Ankara’da usta-çırak ilişkisiyle çok şey öğrendim. Ankara Sanat’ta tiyatronun ilkelerini ve disiplini öğrendim. Ama kamera deneyimim hiç olmamıştı. İstanbul’da da kamera karşısında durmayı öğrendim.

 

İstanbul’un nasıl bir dönüm noktası olduğunu düşünüyorsunuz?

Dizinin, televizyondaki izleyicimin tiyatroya gelmesine vesile olacağını düşünüyorum. Tiyatro insanları mutlu edip, düşündüren bir sanat. Ciddiye almalı insanlar.

 

Günlük yaşamınız nasıl geçiyor?

Evde bir köpek ve kedimiz var. Kızım modern dans dersi alıyor. Onunla evde dans ederiz. Bahçeli bir evde oturuyoruz. Öğleden sonralara taşan kahvaltılar çok keyifli geçer. Tatilde kızımla dalarız. Deniz kabukları toplarız. Masum eğlenceleri seviyorum.

 

Törpülemek istediğiniz bir yönünüz olduğunu düşünüyor musunuz?

Kendimi çok eleştiririm. Herkese karşı sorumluluk hissediyorum. Ailemdeki her bireye, yan komşuma karşı sorumluluk hissediyorum. Çok yoruluyorum ama sonra enerji depolayıp tekrar devam ediyorum.

 

Bu kadar sakin ve dingin yaşamınızda keşkeleriniz oldu mu?

Zamanım olsaydı annemle çok farklı paylaşırdım hayatı.

 

Dizi gelecek yıl da devam edeceği için İstanbul’a yerleşmeyi düşünüyor musunuz?

Evet bu yıl taşınmayı planlıyoruz. Ankara’dan İstanbul’a gelecek olan bir proje var. Kafamdaki bir düşü gerçekleştirmeyi istiyorum. Ayrıca kendimi sinemada da görmeyi arzu ediyorum.