Yüksel Uzel Hülya Şubat 2004

 

 

Yüksel Uzel Güney Afrika’dan ziyarete geldi

 

“Yaşlanıp, ölmeye gittim”

 

Dogmatik asaletini kaliteli sesiyle sentezleyebilen hanımefendi sanatçılardan biriydi o. Şık kostümleri ve şarkı söylerken yüzündeki mağrur ifadeyle yer etti hafızalarımızda Yüksel Uzel. Üst üste geçirdiği beyin ameliyatları nedeniyle sanat hayatına ara verdi ve birden ortadan kayboldu. Güney Afrika’da yaşamını sürdüren Yüksel Uzel, göç hikayesini, yeni hayatını ve sanat müziğine ilişkin hayal kırıklıklarını anlattı.

 

Nalan Miri Sözer

Fotoğraflar: İsa Arslan

 

 

Sanatınızın zirvesindeyken birden bire kayboldunuz. Ve sonra Güney Afrika’ya yerleştiğinizi öğrendik. Niçin böyle bir karar aldınız?

’88 ve ’89 yıllarında geçirdiğim ameliyatlarımdan sonra  mesleğime tam bir dönüş yapamamıştım. Sadece konser ve bir iki plak çalışmam oldu. Gazino çalışmaları da yapamıyordum. Sağlığım ve mesleğim birbirine ters düştüğü için çalışmama kararı aldım. Oksijen oranı bol olan, stressiz bir yerde yaşamalıydım. İşimden ve sanat camiasından uzaklaşarak, rahat bir yaşam sürdürebileceğim bir yer arayışına girdim. Afrika’ya gidiş gelişlerim sırasında bu ülkeyi tanıdım ve sevdim. Hayat standardı Avrupa kadar yüksek olmasına rağmen ucuz, yaşanabilir bir ülke.

 

Sizi seven hayranlarınızı, yerleşik düzeni bırakmanızın handikaplarını düşünmediniz mi?

Radikal bir karardı ama hayat bir kere var. Niçin aynı bahçede devamlı dolaşayım? Hayatı inip çıkarak yaşamak lazım. Üzüntüsüyle, sevabıyla, neşesiyle… Yarın elim ayağım tutmadığı zaman hiçbir yere gidemeyeceğim. Sonuçta kararımdan emindim;  yaşlanıp ölmeye gittim.

 

Güney Afrika deyince insan günün, diğer ülkelerden daha farklı başladığını düşünüyor  ve merak ediyor; mesela siz nasıl uyanıyorsunuz?

Gün, papağanımın “come, come” sesleriyle başlıyor. Temiz hava almak için pencereleri açıp bahçeye çıktığımda maviş tavus kuşum bütün haşmetiyle beni karşılıyor. 15 yıldır birlikte yaşadığım kedilerim de evimde. Masal gibi… Ben Türkiye’de bunları yaşayamazdım. Çalışıp, sıcak para üretmediğiniz sürece apartman dairesinde bile yaşamanız çok güç. Çalışmadığım halde kendimi geçindirebileceğim makul ölçülerde yaşıyorum.

 

Afrika’nın Türkiye’den farkı ne, nasıl bir ülke?

İnsanca ve medeni bir yaşam var. İngiliz kolonisi olan Güney Afrika’da çok derin bir kültür yokmuş gibi görünse de Malezyalılar, Hintliler, Osmanlı azınlıkları burada çalıştığı için farklı kültürlerin izleri var. O kadar hoş resim, heykel ve sanat eserleri yapıyorlar ki. Ayın ilk pazarında “zoolate” denilen yerlerde, sanatçılar eski yeni b,r çok eserlerini sergileyip satıyorlar. Ayrıca caz da yapılıyor. İngilizce konuşulan bir ülke olduğu için eğitim de daha ucuza geliyor. Aynı zamanda vahşi hayatla burun burunasınız. Dünyanın diğer ucu, güney kutbu burası. Anlatmak değil de yaşamak gerekiyor… Ha, bir de Galatasaray’ı tanıyorlar.

 

Aynı zamanda bir otel işlettiğinizi de duyduk…

Evet, evimi butik otel haline getirdim. Beş dönüm bahçenin içindeki evimde 3 suitim var. Tamamen doğal yaşam hakim. Türk iş adamlarının orada iş olanakları için araştırma yapmalarına yardımcı olmak, evimi iş merkezi haline getirmek istiyorum. Orada master yapmış gençler de var. Doğru insanların doğru zamanda buluşması gerekiyor. Bir süre sonra başta türk kahvesi olmak üzere, Osmanlı’ya ait yemekleri sunabileceğim bir restoran açmayı düşünüyorum. Yoğurdu, dolmayı, baklavayı ve beyaz peyniri  Yunanlardan; böreği Bulgarlardan biliyorlar. Gerçek Osmanlı, Müslüman ve Türk kültürüne ait yemekleri tanıtmak gerektiğini düşünüyorum.

 

Türkiye’ye bu gelişiniz iş amaçlı mı, memleket özleminden mi?

Birçok projenin tohumunu atmak için geldim. Ankara’ya gidip Güney Afrika sefaretinden ticari konularla ilgilenen arkadaşımla görüşeceğim. Güney Afrika’nın yatırımlara ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Çünkü dünyanın rezervi hala bakir ve yatırıma açık. Materyalist olmayan, sıcak ilişkilere ihtiyacı var bence buranın. Birçok Türk iş adamı dünyada yatırım yapıyor. Amerika ve Avrupa doyma noktasında ama göz ardı edilen Afrika bizim insanımızın vereceği de, alacağı da çok şey var. Medeni bir alt yapı var orada. Saat farkı olmadığı için çalışmak da kolay. Kuzey yarım küre yaza girdiğinde, orası kışa giriyor. Mesela tekstilde sezon sonu ürünler satılabilir.

 

Sevgilinizin Güney Afrika’da iş yapıyor olmasının, oraya yerleşmenize etkisi var mı? Başka bir deyişle, aşk için ülkeyi terk etmeye değer miydi sizce?

Afrika’yı tanımam hayat arkadaşım sayesinde oldu ama ben, o olmasaydı da yine bu kararı verirdim. “Sana rağmen burada yaşayacağım” dediğim zamanlar oldu. Sebep o iken, ona rağmen yaşayacağımı düşündüm. İnsanın kendine göre soruları vardır ve ben hep içime sorarım. İstemediğim hiçbir şeyi kimsenin hatırına yapmadım. İnsanlar aşkı için din de ülke de değiştirebilirler. Ben eğer kendi istemediğim birşeyi yaparsam kendimi cezalandırmış olurum. Sebeplerim daha önemli. Önce kendim yaşayabileceksem yaparım. Yapamadığım birşeyin içinde aşkımı da muhafaza edemem, onun için de kaybederim.

 

Aşka dair neler yaşıyorsunuz?

Aşk güzel şey… (gülüyor) İstediğim birçok güzelliğe sahibim. Yine birbirimizi çok seviyoruz ama bu saatten sonra arkadaşlık daha iyi oluyor. Güney Afrika’ya yerleşmeme sebep olan erkekle iyiyiz, görüşüyoruz, yine beraberiz. Artık bir zaman sonra insanların arasındaki hukuk daha çok önem kazanıyor. İyi bir dostluğumuz var.

 

Nelson Mandela’nın da oturduğu şehir Johannesburg’da yaşıyorsunuz. Hatta komşu olduğunuz söyleniyor…

Evet Mandela’yla komşuyuz. Aynı semtte oturuyoruz. Bir davette tanıştım ama gidip gelerek sürdürdüğümüz bir komşuluk ilişkimiz yok. Halkın arasına giren, davetlere katılan bir insan. O da Güney Afrika’nın Atatürk’ü. Sıcak ve akıllı bir adam. Üç, dört yıl önce de bir konserde karşılaşmıştık.

 

Söylediğiniz şarkılar, yaptığınız albüm ve sahne çalışmaları sizin yaşam şeklinizdi. Ama şimdi daha sakin bir yaşam sürüyorsunuz. Sizi artık neler heyecanlandırıyor?

Aklın almayacağı kadar güzel bir ortamda yaşıyorum. Bahçeye adım attığında pırıl pırıl bir gökyüzü seninle! Tertemiz bir havayı ciğerlerime çektiğimde bütün sıkıntılara rağmen “çok şükür yaşıyorum” diyorum. Afrika anlatılmaz, yaşanır. Ben size istediğiniz kadar yeni bir materyali anlatayım, tutmadıktan sonra anlayamazsınız. Dokunduğumu sevmedikten sonra en iyi marka da olsa umurumda değil.

 

İki tane beyin ameliyatı geçirmiştiniz. Hayranlarınız da sağlığınızla ilgili olarak kaygılanmışlardı. Şimdi kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

İlk ameliyatımı 31 yaşında geçirdim. Son beş, altı yılı Güney Afrika’ya gidip gelmeler ve yerleşmelerle geçti. Kendimi çok iyi hissediyorum. Bu yaşam şekli çok iyi geldi. Beni genç ve dinamik tutuyor.

 

Müziğe aşık, mesleğine tutkun bir kadın olarak tanıdık sizi. Hayranlarınızın size olan özlemini gidermek için bir projeniz var mı?

Ben de onları özlüyorum. Ticaretle ilgili işleri biraz daha yoluna koyduktan sonra onlara “Allaha ısmarladık” demek istiyorum. Sevdiğim, tanıttığım bestelerin yer aldığı bir albüm olacak bu. Ayrıca yaşadığım ve geride bıraktığım 25 yılı sosyal, sanat ve ekonomik hayat yönünden kaleme almak istiyorum. Acısıyla, tatlısıyla paylaşmak istiyorum.

 

Türkiye’de sürekli beraber olduğunuz geniş bir arkadaş çevreniz vardı. Onlarla ne sıklıkta görüşüyorsunuz?

Hiçbiriyle ilgimi, ilişkimi kaybetmedim. Benim ilşkilerim hep ölene kadardır.

 

Bunca yıl uzak kaldıktan sonra İstanbul’u nasıl buluyorsunuz?

Üretmiyorsanız burada işiniz yok. Zaten kalabalık bir şehir. Bir yerlerden bir olasılık buluyorsanız üretime katılabilirsiniz. Geriden gelenlere yer açmak lazım. Sahnede öleceğim, derler; eğer ben sanatçıysam sahne gerekmez bana. Burada yaşayamadığım için gittim. Amacım, işim varsa İstanbul’u taşırdım. Ama ben artık sade bir yaşantı istediğim için burada olmak istemedim.

 

Türkiye’deki geçmişinize dair özlediğiniz şeyler var mı?

Arkadaşlarımı çok özlüyorum.

 

Bu zamana kadar gerçekleştiremediğiniz bir hayaliniz var mı?

Kendi adıma değil ama Türk sanat müziği adına, gerçekleştirilemeyen bir hayalim var. Benim jenerasyonum da dahil olmak üzere, bir döneme adını vermiş Zeki Müren, Behiye Aksoy, Gönül Yazar, Gönül akkor, Muazzez Abacı, Emel Sayın gibi arkadaşlarım da maalesef Türk sanat müziğini yarınlara bırakacak somut bir şey bırakamadık. İstediğiniz kadar büyük sanatçı olun, bağlı olduğunuz ekolü devam ettiremeyecekseniz, sizin şöhretiniz bir insan ömründe biter. 50 sene sonra Zeki Müren’i de, diğer isimleri de kimse hatırlamaz. Müzeyyen Senar, Safiye Ayla, Perihan Altındağ, Münir Nurettin’in bizlere bıraktıkları “first class” bir yeri devam ettirdik, onun ekmeğini de yedik. Ama bizden sonra gelen gençleri yalnız, başı boş bıraktık. Benim ekolümün, arabesk söyleyenlerin ne sanatlarını, ne icraatlarını eleştirmeye hakkı yok. Zeki Bey de dahil buna! Mirasının bir kısmını Mehmetçiğe de bırakmalıydı ama onun asıl çocuğu TSM idi. “Sultan”, “Güneş” diye anılıyordu. Konservatuar değilse bile kendi sermayesiyle dönecek, emekli olanını en güzel şekilde uğurlayacak, müziğin geçmişini anlatan yayınlar yapacak ve gelirini vakfa bırakacak, birçok genci de yetiştirecek bir müessese bırakamadık. Ben bunu hep içimde eksiklik olarak hissedeceğim.

 

Hala Türkiye’de yaşıyor ve şarkı söylüyor olsaydınız nasıl bir yaşamınız olurdu?

Buraya gelmek için 24 saat yolculuk yaptım ama maşallah ayaktayım. Hafif bir bronşite yakalandım ama bıraktığım yerden koşuyorum. 53 yaşındayım ama kendimi o yaşta görmüyorum. Hala birşeylere karar verip yapıyorum ve tazelenmem devam ediyor. Ama İstanbul’da yaşasaydım yaşamamım çok daha zor olacaktı.