Zeynep Tokus Elele Nisan 2007

 

 

Zeynep Tokuş: “Evliliğimi üç gazeteci bitiremez”

 

Zeynep Tokuş evlilikti, çocuktu derken televizyon ve sinemaya beş yıldır ara vermişti. Ne olduysa Buzda Dans’a katılmasıyla oldu…Tartışmalar ve dedikodularla şov dünyasında başka bir kadın olarak doğdu adeta. “Bu yarışmayla sınırlarımı keşfettim, artık çok farklı işler yapacağım” diyen 30 yaşındaki genç kadın, bakın son 4 aydır yaşadıklarını nasıl yorumluyor.

 

Geçtiğimiz günlerde en çok merak edilen, konuşulan kadın oldu Zeynep Tokuş. Hem Buzda Dans’taki başarısıyla hem de Amerikalı partneri Robert Beauchamp ile yakınlaştığı söylentileriyle…Eleştiriler bununla da sınırlı kalmamıştı tabii ki. Bayan mükemmel olmaya çalıştığı, dedikodular karşısında stratejik davrandığı, soğukkanlı görüntüsünün bile gerçek olmadığı iddialarıyla karşı karşıya kaldı.

 

Bir çocukluk hayalini gerçekleştirmek istemesiyle başlayan süreç, bir erkeğin karısının böyle bir yarışmaya katılmasına izin verip vermeyeceği tartışmalarına kadar uzadı.

 

Fakat kusursuz güzelliğiyle Tokuş, yarışma boyunca kontrollü duruşundan vazgeçmedi. Hep nazik, mesafeli, elit ve masum bir kuğu rolünde oldu buz üstünde. Sonuç da hayallerindeki gibi oldu ve yarışmayı buz kraliçesi olarak bitirdi.

 

Peki göründüğü kadar dengeli ve güçlü müydü Zeynep Tokuş? Ve söylentilerin ne kadarı doğruydu? Son dönemlerde yaşadıklarının onu nasıl etkilediğini sorduğumuzda katıldığı yarışmada yapılan eleştiriler, programın formatında olan izleyiciye yönelik şeyler olduğu için hiç üzülmediğini, üzerine alınmadığını anlatıyor.

 

Ve ekliyor, “Evet, güçlüyüm. Evliliğimi iki, üç gazeteci bozamaz!” Geçtiğimiz sene ikinci eşi Alp Nuhoğlu’yla şiddetli geçimsizlik sebebiyle boşanmanın eşiğine kadar geldiği haberleri geliyor aklımıza…Ve “Ne çektiyse basından çektiği kadar çekmedi şu Zeynep” diyesimiz geliyor.

 

Neyse, o şimdilerde çocukluk hayali olan buz pateninde artık önemli bir misyon üstlenmenin keyfini çıkarıyor. Holiday On Ice grubuyla gösteriler yapmanın, yeni bir buz pisti kurmanın heyecanını yaşıyor. Ama en önemlisi, bu yarışmada oyunculuk dışında başka işler de yapabileceğini kanıtladığını ve bu yüzden de gelen teklifler nedeniyle birçok projede yer alacağını söylüyor. Şu günlerde “Şarkı Söylemek Lazım” yarışma programının sunuculuğunu üstlenen Tokuş’la aşk söylentilerini, evliliğini ve yeni projelerini konuştuk.

 

Eşiniz Alp, oğlunuz Alp ve eşinizin kızı Elif’le sessiz sakin yaşarken Buzda Dans yarışmasına katılmayı neden istediniz?

Teklifi çocukluk hayalim olduğu için kabul ettim. Kariyerim için değil, tamamen egomu tatmin etmek adına. Sonra işin boyutu çok değişti. Yarışma programı kapsamından çıkıp, Türkiye’ye buz patenini tanıtan, yeni sporcuların sponsor bulmalarına vesile olan, sporu sevdiren, buz pateni pistlerini açılmasını sağlayan bir proje haline geldi. Birçok küçük çocuk sahanın yanında bana “Zeynep Abla ben de senin gibi kaymak istiyorum” dedi. Bu benim için çok gurur ve mutluluk verici bir şeydi.

 

Bir de hayalinizin peşinden gidin mesajını verdiniz o zaman?

Evet. Hani Simyacı’da “Hep çocukluk hayalinizin peşinden gidin” gibi bir laf vardı. En büyük hayalim buydu, ben de karşıma çıkınca fark ettim. Çok şanslıyım gerçekten. 30 yaşıma geldim. Çoluğum çocuğum var. Bu saatten sonra patenci olma ihtimaliniz zaten yok. En fazla bir piste gidip ders alabilirsiniz. Ama benim karşıma çıkan şans öyle ki; ben ne bu hocaları ne de bu partneri başka bir şekilde bulamazdım.

 

Bu yarışmayla bir anlamda kendinizi ödüllendirdiniz!

Şunu düşündüm aslında kendi kendime: “Bak şu 4 ayda hayatıma yeni bir şey sokabildim, yeni bir spor öğrendim. Demek ki bundan evvelki 4 ayda yeni bir dil öğrenmek için çalışsaydım şu an bir dil daha biliyor olabilirdim.” Böylelikle ertelememeyi öğrendim.

 

Yarışmadan önceki imajınızla, sonraki imajınızda nasıl bir farklılık oldu sizce? İşinize yaradı mı bu yarışma, yoksa sizden götürdükleri daha mı fazla oldu?

Bir kere yarışmada yapılan yorumlar şova yönelik olduğu için hiç üzerime alınmadım. Daha önemlisi “Aa bu kız sadece oyunculuk yapmıyor, başka şeyler de yapabiliyor” diye başka teklifler gelmeye başladı. Sunuculuk yapmak düşünmediğim bir işken bir anda yapabileceğim bir iş oldu. “Şarkı Söylemek Lazım” yarışmasında sunuculuk yapıyorum. Tanıtım, modellik, katalog çekimi ve hatta daha geniş kapsamlı teklifler geldi. “Bak bu kız konuşabiliyor” dediler, akabinde sunuculuk teklifi geldi. “Aa bak bu kız güzel resim veriyormuş, gel bir de katalog çekelim” dediler.

 

Yarışmadaki en büyük destekçiniz eşinizdi. Parteriniz Robert’le ilgili söylentilerde de hep sizi savundu. Her erkek bunu yapmayabilir. Nasıl bir adam, insan merak ediyor?

Alp Karadenizli desem yeterli olur mu acaba? Çok sıcak kanlıdır, çok sevecendir, sevgi doludur, yumuşaktır, naziktir, kibardır ama bir yandan da parladı mı feci parlayan bir Karadenizli tarafı vardır. Kafası atınca, ne söylediğini bilir, ne yaptığını…Aradan bir süre geçtikten sonra yine en sevecen haline dönüşür. Onun o halini bilince onunla anlaşabilmek onu dengeleyebilmek çok kolay oluyor. Ama o kızdığı anları ciddiye alırsanız çok büyük yaralar açılabilir size.

 

Peki flört etmeye başladığınızda sizin ayaklarınızı yerden kesen özelliği ne oldu Alp Bey’in?

Sanki yüreği dışarıda bir insan gibi geliyor bana. O kalbini ve sıcaklığını, yumuşaklığını hissettiğim için zaten gözüm başka hiçbir şeyi görmedi. Alp demek sevgi demek. Birisinin bana sevgiyle sarılması demek. O sevgi beni o kadar çok mutlu etti ki; ben onu, onun beni sevdiğinden daha da çoksevmeye başladım. Ama ilk etapta seven ve saran oydu.

 

Buzda Dans’taki partnerinizle ilgili söylentilerden sonra aranızdaki sevgi de sınandı o zaman…

Tabii ki. Kesinlikle. Her zaman bana çok destek oldu. Onun bu desteği olmasa ben buraya kafam salim bir şekilde gelip bu işi yapamazdım.

 

Robert’le aranızda yakınlaşma olduğu basında yer aldığında hiç “Eyvah her şeyi mahvettim, evliliğim bitecek” korkusu yaşadınız mı?

Evliliğimi üç gazeteci bitiremez yani! Benim orada verdiğim tepkinin sebebi, evimizdeki huzurumuzun bozulmasıydı. “Aaa sen şöyle mi yaptın, şöyle mi dedin?” diye kavga ettiğimiz için bozulmadı tabii huzurumuz. Nasıl bozuldu? Sabah mutlu mesut kalkıyoruz. Kahvaltı sofrasına oturuyoruz. Kapıdan gazetemizi alıyoruz. Ve kahvaltı ederken gazetede bir haber görüyoruz. İkimizin de morali bozuluyor. Hiçbir şey konuşmadan duvara bakarak çay içiyoruz… İnsanlar bunu yanlış anladı sanırım. İkimiz de, bir diğerimiz daha çok üzüldük diye üzüldük aslında. Huzurumuzun kaçmasından kastettiğim buydu. Benim mutluluğumu gölgeleyecekse gerçekten hiçbir şey değmez.

 

Yarışmayı bırakma kararınızı açıkladınız. Çok da kararlı görünüyordunuz. Sonra bir anda vazgeçtiniz. Aslında ikinci krizi yaratmış oldunuz…

Evet, çok doğru. O gün oraya gittim, buza ayağımı attım. Yapamadım, toparlayamadım kendimi. Eleneyim gideyim istedim. Sadece yazılanlar değil, yazılanların akabinde gelen tepkiler de etkilemişti. Arayanlar, yorum yapanlar, gelenler… Prova yapmaya çalışıyoruz, doğal olarak partnerimle el ele, kol kola bir takım figürler var ve her yerde kameralar falan… Böyle hani yanına gitsen gidemiyorsun. Bir açıdan çekerler saçma bir haber yaparlar mı stresi ve gerginliği de taşıyordum. Siz benim eşime; ya da partnerimin elini nereye koyduğuna ne karışıyorsunuz? Dolayısıyla bunun karşısında bir patlama haliydi.

 

Ama sadece basının değil, bunların yanında Robert’in söylediği şeyler de var. “Zeynep hoş bir kadın, sevgilim Zeynep gibi olsa, romantik bir çift olabilirdik” falan deyince…

Onun öyle dediğini sanmıyorum açıkçası. Yazık ona da birileri röportaj teklif etmiş, o da yapmış. Sonrasında bana anlattı. Hemen “Konuştuğun kişiler İngilizce konuşabiliyor muydu?” diye sordum. Çat pat konuşuyorlarmış. Kim bilir, ne dedi ve nereye çektiler. Biz bile aynı dili konuşmamıza rağmen farklı algılanıp, farklı yazılabiliyorsak kim bilir onun söylediklerini nasıl yazacaklardı. İyi niyetini çok iyi biliyorum. Çok naif, duygusal bir insan. Alp’i çok seviyor bir kere. Aralarında çok güzel bir arkadaşlık oldu.

 

Siz bunları söylüyorsunuz da, o bunları farklı şeyler hissederek söylemiş olamaz mı?

Yani bir şeyler söylemiş olabilir. “Zeynep gibi bir sevgilim olmasını isterdim” demiş olabilir. Ama bunu en iyi niyetiyle en naif haliyle söylemiştir. Amerikalıların öyle dürüst bir hali vardır ya. Net bir cümle kullanırlar. Bana iltifat etmek istemiş değil mi? Bunu diyebilme rahatlığında ve dürüstlüğünde bir insan. Bunu başka birisi söylemez, söyleyemez. Çarpıtılacağını bilir, içinde olsa bile söyleyemez.

 

Güzel bir kadınsınız ve o da yakışıklı bir adam…Üstelik yaptığınız işte sürekli ten teması var. Etkilenme olur illa ki…

Ama öyle bir etkileşim olmadı. Çünkü insanların, kadın ve erkek olmaktan öte başka değerleri olmalı. Bir kadına sadece kadın, bir erkeğe de sadece erkek olarak bakamazsınız. Bir arkadaş, bir yoldaş, bir partner de olabilir…

 

Hep çok soğukkanlıydınız. Bunu nasıl başardınız, danıştınız mı birilerine?

Bunu danışarak yapamazsınız. Bu ancak sizin bir davranış biçiminiz haline gelirse tutarlı olabilirsiniz. Ben de annemin karnından böyle doğmadım tabii. Bu bir süreç. İnsanın çocuğunun olması, zorluklarla mücadele etmesi, sabır… Bir süre sonra konuşmayı öğreniyorsunuz. Mevcut olan krizi de sakinleştirebiliyorsunuz. Kendinizi ifade ederken “Ya sen de böyle yaptın!” diyerek cümleye başlarsanız yeni bir krize neden oluyorsunuz. Ama “Ben bu olduğu zamanlarda daha iyi hissediyorum, bana böyle davranabilirseniz mutlu olurum” diyerek yola çıkarsanız her şey süt liman oluyor.

 

Zeynep spotlar altında olmayıp, kendiyle baş başa kaldığında nasıl bir kadın?

 Kendimle uğraşmayı severim. İç dünyamla uğraşmayı da severim. Bunu kendimi geliştirmek için de yapıyorum. Ama aynı zamanda bundan keyif de alıyorum. Odanı toparlamak gibi bir şey… Hani çekmecelerini düzenlersin ya. Ben bunu seviyorum.

 

Şu anda uğraşıp didinerek kıvama getirdiğiniz kişi nasıl biri?

 Güzel gözüküyor. Kullanışlı ve eğlenceli bir oda haline dönüştü diyebilirim. Dağınık bir odada aradığınızı bulamazsınız. Bir köşeye pislik itilmişse onun verdiği bir huzursuzluk vardır. Oda toplu da gözükse bilirsiniz ki koltuğun altında toz vardır, onu temizlemeden rahat edemezsiniz. Dolayısıyla kendi iç dünyama bakınca sağlıklı, rahat, keyifli ve huzurlu hissediyorum kendimi.

 

İkinci evliliğinizi yaşıyorsunuz. Önceki ilişkilerinize baktığınızda aşkta kendi iç dengenizi nasıl bulduğunuzu düşünüyorsunuz?

Daha evvel yaşadığımı zannettiğim aşkın tadını hiç aramıyorum. Bugün yaşadığım aşkın çok daha keyifli, gerçek, yoğun ve mutluluk verici; daha huzur verici, daha cennete yakın bir duygu olduğuna inanıyorum. Diğeri daha ıstıraplı. Daha çocukça yaşadığımı zannettiğim şeylerden bahsediyorum. Ben bu aşkı daha çok seviyorum.

 

Bu sizden mi kaynaklanıyor, Alp Bey’den mi?

Bunu ben zaten öncelikle özel hayatımda becerebilmeyi öğrendim. Evliliğimde hep bunu yapıyorum. Bir şey söyleyeceksem muhakkak “ben” diyerek söze başlıyorum. Onun yaptıkları karşısında kendi hissettiklerimi ifade ederek yola çıkıyorum. “Beni tenkit ediyorsun” yerine “Beni teşvik ettiğin zaman ben daha iyi oluyorum” derim. Bu karşı taraftan daha iyi algılanıyor. Çünkü bir savunma mekanizmasıyla karşılaşmıyor. Böylelikle karşı tarafa ulaşabiliyorsunuz. Aynı zamanda yeni bir kriz yaratmamış, aynı zamanda kimseyi suçlamamış oluyorsunuz.

 

Sevdiğiniz bu erkek tarafından üzüldüğünüz zamanlarda ne yaptınız?

Ben bir darbe aldığım zaman, “Karşımdaki bana neden darbe attı”dan evvel ben “Bu darbe neden canımı acıttı acaba, demek ki bir yerde yumuşak karnım var” diye düşünürüm ve kendime dönerim. Beni o darbenin neden acıttığını bulmaya çalışırım. Sonra karşımdakine dönerim. “Neden bana saldırdı” diye sorarım sonra. Bana saldırmak değildi belli ki orada amacı. O da belki benden korkmuştu, ya da başka bir şeyden korkmuştu da saldırdı. Hep altını aramaya çalışırım. Alt metnini okumaya çalışırım.

 

Kolay mı zor mu terk edersiniz bir adamı?

Kolay terk etmem. Sevdiysem sonuna kadar uğraşırım.

 

Yaşadığınız evliliği nasıl korudunuz?

İletişim doğruysa, ilişki de yürüyor. Bazen insanlar kavga etmektense konuşmamayı tercih ediyorlar. Eğer eşinde değiştirilebilir bir şey görürsen de çaba sarf ediyorsun. Ama konuşmak her şeyi çözümlüyor. Emek verdikçe de görüyorsunuz ki sevgi büyüyor. Sevgi büyüdükçe daha çok emek harcamak istiyorsunuz.

 

Emek harcadığınız bu evlilikte ikinci çocuğunuzu doğuracak mısınız?

Olabilir tabii ki.

 

Evliliğinizde bugüne kadar yaptığınız en özverili davranış neydi?

Evlilik benim için, sevdiğim adamın dışında bir yandan saygı duyduğum bir kurum. O yüzden her zaman ekstra özenli olmaya gayret ediyorum.

 

Kusursuz bir fiziğiniz var bunu korumak için ne yapıyorsunuz?

Çok teşekkür ederim. Bir şey yapmıyorum. Şimdi paten kaydığım için bunun olumlu faydalarını çok görüyorum. Tüm vücut çalışıyor ve çok iyi etki ediyor. Ama onun dışında ne yemeğime dikkat ederim ne başka bir şey yaparım. Vücudumu dinlerim sadece. Canım tuzlu çekiyordur tuzlu yerim, çikolata çekiyordur çikolata yerim. Hiç kısmam.

 

Dışarıda elbisesi hiç kırışmayan prenses gibisiniz…Evde nasıl bir kadınsınız?

Örgü örerim. Evde son derece domestik bir kadın olabiliyorum. Akşam böyle çayımızı demleyip çay içeriz. Çaysız bir akşam düşünemiyorum, televizyonun karşısına geçip keyif yapıyoruz.

 

Buz pateniyle ilgili neler var sırada?

Bu sporu hayatımdan çıkartmayacağım. “Biz bir buz pisti açıyoruz, acaba bir gösteri yapabilir misiniz?” diye gösteri teklifleri geliyor. Yakında kendime küçük bir gösteri grubu kuracağım herhalde! Bana yüklenmiş olan o misyonun karşılığını vermek için kazandığım parayı da katarak sponsorlarla bir paten sahası ve Avrupa standartlarında bir okul açmayı düşünüyorum bir de.